DÜŞÜK ve SIFIR KARBON SALIMLI AMONYAĞIN KARBONSUZLAŞMA SÜRECİNDEKİ YERİ ve ÖNEMİ / M. Baysal
DÜŞÜK ve SIFIR KARBON SALIMLI AMONYAĞIN KARBONSUZLAŞMA SÜRECİNDEKİ YERİ ve ÖNEMİ / M. Baysal
Özet
Önemli bir hammadde ve enerji taşıyıcısı ya da vektörü olarak adlandırabileceğimiz hidrojenin yaygın olarak amonyak (NH3) ve metanol (CH3OH) üretiminde, başta demir-çelik, petrokimya ve cam olmak üzere sanayide yoğunlukla kullanıldığı ve aslında birincil bir enerji kaynağı olmadığı bilinmektedir.
Günümüzde çoğunlukla (%70’ler civarında) azot bazlı mineral gübre üretiminde kullanılan amonyağın da bu temiz enerjiye geçiş sürecinde hidrojenin kimyasal türevlerinden biri olarak ağırlıklı bir rol oynayacaktır. Bunda en önemli etkenler şöyle sıralanabilir;
i)
Kütlesel olarak birim hacminde en yoğun hidrojen
içeren taşıyıcısı olması,
ii)
Konvansiyonel taşıma altyapılarını ve depolama
metotlarını kullanarak lojistiğinin ucuz ve kolay yapılabilmesi ve
iii)
Dünya genelinde 100 yılı aşkın bir süredir
yaygın ve güvenilir olarak kullanılması ve bu çerçevede kullanım
standartlarının ve güvenlik prosedürlerinin
gelişmiş ve yaygın olarak uygulanması.
Düşük ve sıfır karbon salımlı NH3’ın kullanımındaki en önemli gaye CO2 başta olmak üzere sera gazı emisyonlarını düşürmek ve mümkün olduğunca sıfırlamak olduğu için ilk etapta mevcut kullanım alanlarında fosil yakıt bazlı NH3’ı ikame edecektir.
Bu çerçevede, ilk başta gübre üretimi olmak üzere hammadde olarak kullanıldığı kimya endüstrisi ile diğer endüstriyel uygulamalarda kademeli olarak temiz NH3yerini almaya başlayacaktır. Bu kademeli geçiş için eşik yıllara göre yapılan çeşitli projeksiyon öngörülerine göre, 2030 yılında temiz NH3 kullanımı yıllık 12 milyon ton (mtpa), 2050 yılında da (NZE= Net Sıfır Emisyon senaryosuna göre) 420 mtpa olmaktadır (Argus Media / IEA).
2030 yılında çoğunlukla fosil bazlı NH3’ı ikame etmesi öngörülen temiz NH3’nın 2050 yılındaki tüketiminin büyük çoğunluğunun ise temiz H2 taşıyıcısı ve petrol türevi yakıtlara alternatif olarak kullanımından kaynaklanması beklenmektedir.
Birim hacim ve kütlesinde taşıdığı enerji (H2) yoğunluğu en yüksek alternatif olması ayrıca depolama seçeneklerinde de NH3’ı ön plana çıkarmaktadır. Uzun süreler hiçbir sızıntı ve kayıp yaşanmadan yer üstünde borularda ve tanklarda ve bazı yeraltı depolarında saklanabilmesi diğer önemli özellikleri arasındadır.
Bu yazıda; Türkiye’nin
Mevcut Amonyak Üretimi, Düşük ve Sıfır Karbon Salımlı Amonyak Üretim ve İhraç
İmkânları ile Temiz Amonyağın Gelecekteki Kullanımlarında Yeni Teknolojiler ve
Uygulamalara da yer verilmiştir.
ORİJİNAL FORMATI İLE YAZININ TAMAMI
Enerji IQ’nun 7 Aralık 2023 tarihli 568. sayısında yayınlanan yazımızda, yeşil hidrojeni (H2) ana hatlarıyla tanıtarak, temiz enerjiye geçiş veya karbonsuzlaşma olarak adlandırılan yeni enerji döneminin önemli unsurlarından biri olduğunun altını çizmiştik.
Ayrıca, önemli bir hammadde ve enerji taşıyıcısı ya da vektörü olarak adlandıracağımız H2’in yaygın olarak amonyak (NH3) ve metanol (CH3OH) üretiminde, başta demir-çelik, petrokimya ve cam olmak üzere sanayide yoğunlukla kullanıldığını ve aslında birincil bir enerji kaynağı olmadığını da belirtmiştik.
Günümüzde çoğunlukla (%70’ler civarında) azot bazlı mineral gübre üretiminde kullanılan NH3 da bu temiz enerjiye geçiş sürecinde H2’in kimyasal türevlerinden biri olarak ağırlıklı bir rol oynayacak. Bunda en önemli etkenler şunlar:
i) Kütlesel olarak birim hacminde en yoğun H2 içeren taşıyıcısı olması,
ii) Konvansiyonel taşıma altyapılarını ve depolama metotlarını kullanarak lojistiğinin ucuz ve kolay yapılabilmesi ve
iii) Dünya genelinde 100 yılı aşkın bir süredir yaygın ve güvenilir olarak kullanılması ve bu çerçevede kullanım standartlarının ve güvenlik prosedürlerinin gelişmiş ve yaygın uygulanması.
Temiz NH3, mevcut kullanımlarının yanı sıra istendiğinde parçalanarak tekrar H2‘e geri dönüştürülebiliyor. Yüksek sıcaklıkta yoğun ısı gerektiren bu prosesin geliştirilenözel katalizörler vasıtasıyla, düşük sıcaklıklarda ve sadece başlangıçta gerekli tetikleyici dış ısı ihtiyacı ile gerçekleştirilmesi için deneysel çalışmalar yapılıyor.
Öte yandan, gemilerde iki veya dört zamanlı içten yanmalı motorlarda ve bazı santrallarda tek başına ya da ana yakıtlara karıştırılarak veya ortaklaşa kullanılarak (kazanlarda veya gaz türbinlerinde) yakılması için pilot çalışmalar ve uygulamalar başladı, başarılı sonuçlar elde edildi; şimdi yaygınlaştırılıyor. Yani mevcut kullanım sahalarına ilave olarak, NH3 artık hem bir H2 taşıyıcısı hem de gemi ve termik santrallarda yeni bir yakıt olarak da kullanılabilecek.
Bu yazımda da teknik detaylara girmekten mümkün olduğunca kaçınmaya dikkat ettim. İlgili okuyucuların ulusal ve küresel ölçekte kolay erişebileceği ayrıntılı birçok değerli sektörel çalışma, akademik yayın ve referans bulunuyor. Ama öncelikle NH3‘in genel özellikleri ile birlikte temel birim ve tanımlamalarını, uluslararası ölçekte üretim ve tüketim değerlerini ve gelecekteki projeksiyonlarını ana hatlarıyla paylaşmaya çalışacağım.
Temel Bilgiler:
NH3, hidrojen ve azot atomlarından oluşan, renksiz ama
keskin kokulu ve yoğun konsantrasyonları cilt için yakıcı
olan inorganik bir kimyasaldır. Atmosferik koşullarda
gaz formunda ve uçucudur; ancak LPG’de olduğu gibi
nispeten düşük basınçlarda (mesela 10 °C sıcaklıkta
6 bar, 20 °C’de ise 9 bar basınç altında) sıvı halde
tutularak, depolanıp saklanabilir.
Standart koşullarda (20 °C sıcaklık ve 1 atmosfer
basınç altında) gaz fazında bir metreküpü yaklaşık 700
gramdır. Erime sıcaklığı -77.73 °C, kaynama sıcaklığı
ise -33.33 °C'dır. Basınç altında sıvılaştırıldığında
21.1 °C‘da yoğunluğu 617.5 kg/m3, -33.33 °C’de ise
atmosferik basınçta 696 kg/m3’tür. Parlama sıcaklığı
132 °C olan NH3’ün özgül kütlesi havadan küçük olduğu
için gaz halinde uçucudur; bu nedenle açık alan veya
iyi havalandırılan kapalı mahallerde patlama riski çok
düşüktür.
Yoğun konsantredeki NH3 formları oldukça korozif
olup, tehlikeli madde sınıfında değerlendirilerek
işlenmeli, taşınmalı (elleçleme) ve saklanmalıdır.
NH3, gezegenimizde toprakta ve havada çok seyrek
konsantrasyonlarda, ayrıca güneş sistemi içinde de
yaygın olarak bulunur. Biyolojik şekilde ölü bitki ya da
hayvan atıklarında bulunan NH3, azot içerikli gübrelerin
bir öncüsü olarak, yeryüzündeki canlılar için temel
besleyici elementlerden biri olan azotu sağlar.
NH3 oksijenle temas ettiğinde su buharı (H2O) ve
azot oksitler (NOx) oluşuyor. Azot oksitlerin belli
bir konsantrasyondan yüksek olması asit oluşumu
nedeniyle çevreye ve canlılara zararlıdır. Eksik yanma
sonucu oluşan nitröz oksit (N2O) ise çok yüksek sera
gazı etkisine sahiptir (100 yıllık bir zaman aralığında
Mete BAYSAL
Kurucu Ortak - Yeni ve Yenilenebilir
Enerji Teknolojileri Grup Başkanı
E Plato Teknoloji A.Ş.
mete.baysal@platotechno.com
Düşük ve Sıfır Karbon Salımlı Amonyağın
Karbonsuzlaşma Sürecindeki Yeri ve Önemi
2 karbondioksitin “CO2” 265 misli). ‘Kahkaha gazı’ olarak
da adlandırılan bu gaz oksit, 2018 yılında insan eliyle
yapılan sera gazi salımlarının %5’ini (2.8 milyar ton
CO2eq “karbondioksit eşdeğeri”) oluşturmuştur. Ayrıca
bilhassa topraktaki NH3 havadaki oksijenle (O2) ile
reaksiyona girerek kezzap olarak da bilinen aşırı reaktif
nitrik asitlere de (HNO3) dönüşebiliyor.
NH3‘ın ısıl içeriği diğer benzer kimyasallarla
karşılaştırıldığında daha yüksek ama petrol türevi fosil
yakıtlardan düşüktür. Üst ısıl değeri (ÜID) 15.4, alt ısıl
değeri (AID) ise 12.7 MJ/l (litre). Bu haliyle kıyaslarsak
1 litre NH3‘ın AID’i BOTAŞ spesifikasyonlarına göre
bir metreküp olarak doğal gazın AID’nin %37’sine veya
motorinle karşılaştırıldığında da bir litre motorinin
AID’nin %30’una tekabül etmektedir.
Not: 1 MJ (ya da Megajoule) = 1,000 Kilojoule = 1 Milyon
Joule = 240 Kcal = 0.28 kWh
NH3, sülfürik asitin (H2SO4) ardından, dünyada
en yaygın olarak kullanılan ikinci kimyasal olarak
yıllık yaklaşık 200 milyon ton düzeyinde üretilerek
tüketiliyor. Çin en büyük üretici ve tüketici olarak
toplam küresel üretimin %30’ini tek başına sağlıyor.
Üretiminde en yaygın olarak doğal gaz kullanılıyor.
Yıllık 175 milyar m3; ki bu da küresel endüstriyel amaçlı
doğal gaz tüketiminin %20’sini oluşturuyor ve gelişmiş
buhar metan reaksiyonu (SMR) teknolojisi ile üretim
yapılıyor. Öte yandan yakın zamanda geliştirilen ve
proses çıktısında yüksek yoğunlukta CO2 içerdiği
için karbon yakalama oranları yüksek ve maliyetleri
de oldukça düşük olan oto-termal reaktör (ATR)
teknolojileri de doğal gaz ve biokütle ile katı organik
atıklardan NH3 üretiminde kullanılmaya başlanmıştır.
CCUS (Karbon yakalama, kullanımı veya depolaması)
teknolojilerinin etkin bir şekilde kullanımında yaygın
olarak kullanılacağı düşünülen bu teknolojiden yazının
ilerleyen bölümünde tekrar bahsedilecektir. Çin ise
NH3‘ın çok büyük yüzdesini kömürün gazlaştırılması
yöntemi ile elde ediyor. Küresel ölçekte NH3 üretiminde
kullanılan toplam kömür ise yıllık 75 milyon ton civarında
oluyor. Bu miktar küresel endüstriyel amaçlı kömür
tüketiminin %5’i oluyor. Küçük bir miktar NH3 da petrol
türevlerinden veya suyun elektrolizi ile elde edilen H2
kullanılarak üretiliyor. Bu miktarlar ile NH3 üretimi için
kullanılan enerji küresel birincil enerji tüketiminin %2’sine
(yani 8.6 Exajoule/yıl) tekabül ediyor.
Üretilen NH3‘ın %70’inden fazlası azot bazlı gübre
üretiminde kullanılıyor. Burada, günümüzde küresel
nüfusun %50’sinden fazlasının gıda ihtiyacının NH3 bazlı
olanları başta olmak üzere azot içerikli inorganik gübreler
sayesinde yetiştirilen tahıl ve diğer yenilebilir bitkilerden
sağlandığını ilginç bir bilgi olarak verelim. Bunun dışında
kimya ve petrokimya sektörlerinde plastikler, sentetik
elyaf ile patlayıcı madde imalatlarında hammadde olarak
tüketiliyor. Küresel ticareti yaygın ve yıllık ihracat
miktarı 20 milyon ton ile toplam tüketiminin %10’u
düzeyinde oluyor. 200’ün üzerinde (LPG de taşıyabilen)
tanker gemi NH3 nakliyesinde kullanılıyor. Yeni LPG
ve kimyasal taşıma tankerleri “amonyağa-hazır” olarak
yapılıyor ve 2022 sonu itibari ile tersanelere bunlarda
130 adet yeni sipariş verilmiş durumda. Dünya genelinde
150 adetin üzerindeki liman tesisi NH3 boşaltması,
depolaması ve dağıtım ile sevkiyatı için altyapıya sahip
durumda.
Yoğun fosil bazlı hammadde ve yine fosil bazlı proses
enerji girdisi kullanması nedeniyle amonyak üretimi
küresel bazda en yüksek CO2 emisyonu oluşturan
endüstriyel ve kimyasal ürünlerin başında geliyor. Ton
NH3 başına ortalama 2.4 ton CO2 salımı ile en yoğun
karbon emisyonuna sahip emtialardan biri olarak,
NH3 her yıl atmosfere doğrudan 450 milyon ton ve
dolaylı olarak 170 milyon ton CO2 verilmesine sebep
oluyor (Karbon emisyon yoğunluğu demir-çelikte 1.2,
çimentoda ise 0.6 ton CO2/ton ürün). Dolaylı salımların
iki büyük nedeni, NH3 prosesinde gerekli elektriğin
üretimi için termik santrallardan yapılan CO2 emisyonları
ve CO2 kullanılarak NH3’tan üretilen ürenin toprakta
yaptığı reaksiyonlarla içeriği CO2‘ini gene atmosfere
salması sebepleriyle oluyor.
NH3 küresel olarak yaygın kullanılan ticari bir kimyasal
olmasının yanında, etkin bir düşük emisyonlu H2 taşıyıcısı
ve potansiyel bir yakıt olarak temiz enerjiye geçişte
önemli bir ürün olarak ciddi fırsatlar sunuyor. Diğer
düşük ya da sıfır karbon içeren alternatif yakıtlarla ve
kimyasallarla beraber bu geçişlerin hızlı ve etkin bir
şekilde olabilmesi için şu 5 kriterin beraber oluşması
gerekiyor:
1) Ölçeklenebilirlik (Ya da ticari ve büyük kapasitelerin
fizibıl olarak makul sürelerde kurulabilmesi),
2) Tüketim noktalarında öngörülebilir ve makul ürün/
yakıt fiyatları,
3) Uygun kurulum maliyetleri (Capex),
4) Sera gazları salımını önemli ölçekte engelleme
potansiyeli,
5) Hacimsel enerji yoğunluğunun uygulanabilir
şekilde yüksek olması.
NH3, 2030’a kadar önümüzdeki 7 yıllık dönemde
gelişmeler şekillenerek netleşecek olmakla birlikte, bu 5
kriteri de şu an sağlayabilen yegâne düşük karbonlu veya
karbonsuz alternatif yakıt olarak en büyük potansiyele
sahip adaylardan biri olarak göze çarpıyor.
3 © Enerji IQ’da yayınlanan haber, yorum, grafik ve tabloların yazılı izin alınmadan üçüncü tarafların erişimine açık basılı ve elektronik yayınlarda kullanılması yasaktır. www.ceenenerji.com
KONUK YAZAR
Karbonsuz yakıtlarla enerji üretimini ve bilhassa nakliye
sektöründe kullanımını yaygınlaştırma amacı güden
girişim şirketi “Amogy”nin “Guidelinehouse Insights”a
yaptırdığı bir çalışmada, düşük karbonlu veya karbonsuz
alternatif yakıtlar arasında yapılan bir karşılaştırmayı
aşağıda paylaşıyorum:
NH3 hacimsel enerji yoğunluğu dışında tüm
parametrelerde en iyiler içerisinde yer alıyor. Kullanılacak
tahrik unsuruna (bilhassa doğrudan NH3 beslemeli yakıt
hücrelerinin ticari olarak uygulanabilirliğin sağlanması
halinde) göre değişiklikler olabileceğini de belirterek,
kara ulaşımı ve nakliyesinde küçük binek araçları dışında
tüm segmentlerde, deniz nakliyesinde gemilerde
alternatif yakıt olarak yaygın şekilde kullanılabileceğini
şimdiden öngörebiliriz. Havacılık sektöründe özel bazı
uygulamalar dışında yaygın kullanımı ise pek mümkün
görülmüyor. Endüstriyel amaçlı ve elektrik başta olmak
üzere enerji üretiminde de ciddi bir seçenek olacağı da
aşikâr gözüküyor.
Düşük ve Sıfır Karbon Salımlı Amonyak Üretim
Teknolojileri:
İlk NH3 üretimi 20. yüzyılın başlarında oldukça yoğun
enerji girdisi olan ve verimsiz elektrik ark metoduyla
başlamış. Ama arkasından geliştirilen Haber-Bosch
yöntemi prosesi hemen hemen hiç değişmeden
geliştirilerek bugünkü üretim teknolojilerine evirilmiş.
Ürün ve proses için gerekli enerji girdileri de nerede ise
teorik olarak mümkün olabilecek en düşük seviyelere
yaklaşmış.
Haber-Bosch yönteminde, basit bir anlatımla, sudan
elektrolizle ya da fosil bazlı yakıtlar veya biokütle
kırılarak elde edilen H2 ile havadan üretilen azot (N2)
yüksek sıcaklık ve basınç ortamında bir katalizör (demir)
vasıtasıyla sentezlenerek NH3 üretiliyor. Hem enerji hem
de hammadde olarak fosil bazlı girdilerin kullanılması
durumunda CO2 emisyonları da oldukça yoğun bir
proses olarak yüzyılı aşkın bir süredir bu yöntem dünya
genelinde çok yaygın olarak kullanılıyor.
Ama ürün için gerekli H2‘i, havadan N2’ı ayrıştırmayı ve
proses için enerjiyi yenilenebilir veya temiz kaynaklardan
sağlarsak düşük ya da sıfır karbonlu temiz üretebiliriz.
Elektroliz yoluyla elde edeceğimiz H2’nin CO2
yoğunluğu tamamı ile girdi elektriğin hangi yolla
üretildiğine bağlı oluyor. Burada sadece hidrolik, rüzgâr,
güneş ya da jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları
ya da nükleer santrallarda üretilen elektrik kullanıldığında
sıfıra yakın CO2 salımı içeren H2’i üretebiliyoruz. Şayet
N2’u da bu kaynaklardan sağlanan elektrik ile üretir,
ayrıca sentezleme için gerekli elektrik ve diğer enerji
girdilerini de temiz kaynaklardan sağlarsak neticede sıfır
salımlı NH3 üretmiş olacağız.
En yaygın olarak STR (buhar metan reaksiyonu ya da
reformu) metodu kullanılarak doğal gazdan, ikinci
olarak da gazlaştırma yoluyla kömürden NH3 üretildiğini
belirtmiştik. Her iki fosil kaynak ve proses enerji girdileri
neticesinde yoğun karbon emisyonları oluşuyordu. Şayet
oluşan bu CO2‘leri CCS metotları kullanarak yakalayıp
kalıcı şekilde depolayabilirsek bu yöntemle üretilen NH3
da sıfıra yakın karbon içerikli olabilecek.
Proses sırasında ya da enerji üretiminde ortaya çıkan
CO2 emisyonlarını basit bir sınıflandırmayla ikiye
ayırabiliriz:
1) Hacimsel olarak yoğun (derişik)
2) Düşük yoğunlukta (seyreltik) CO2 salımları
Bir kazanda buhar ya da kızgın su/yağ eldesi ya da
içten yanmalı motor veya gaz türbini gibi bir tahrik
unsurunda elektrik üretimi için olsun fosil yakıtlar zaten
hacimsel bazda neredeyse %80’i azot olan hava ile
stokiyometrik ihtiyaçtan fazla oranlarda karıştırılarak
yakıldığında, yanma sonrası oluşan egzozda CO2 oldukça
seyrek miktarlarda bulunuyor. Keza yeni ve gelişmiş
SMR proseslerine haiz Haber-Bosch sentezlerinde
hava ayrıştırma ünitesinde (ASU) N2 üreterek NH3
reaktörüne vermek yerine, doğrudan havanın çok
yüksek sıcaklıklarda kırılması ile N2 açığa çıkarılarak
sonrasında sentezleme yapılıyor. Burada da reaksiyon
sonrasında nispeten seyreltik CO2 oluşuyor. Öte yandan
CCS teknolojileri, ne kadar derişik ise CO2’i o kadar
yüksek oranlarda ve düşük maliyetlerle yakalayabiliyor.
Seyreltik CO2‘leri yüksek yakalama oranları ile tutmak
hem teknolojik zorluklar içeriyor hem de oldukça yüksek
maliyetlerle yapılabiliyor. Bu nedenle gelişmiş SMR
içeren üretim prosesleri çıkışındaki CO2 emisyonlarının
yüksek oranlarda tutulması teknolojik ve ekonomik
zorluklar getirebiliyor. Öte yandan, hammadde dışında
dış enerji girdileri çok daha düşük olan ATR (oto-termal
reformu) teknolojileri ile H2 üreten ve ASU’dan gelen
N2’u da kullanarak sentezleme yapan Haber-Bosch
sentezlerinde CO2 çıkışları oldukça yoğun oluyor ve
düşük maliyetlerle yüksek oranlarda yakalanabiliyor.
Haber-Bosch üretim yönteminin hammadde formunda
ve proses için gerekli toplam enerji girdi ihtiyacının
yüksek olduğunu söylemiştik. SMR yönteminde bu
enerjinin belirli bir kısmı atık ısı olarak geri kazanılarak
başka amaçlarla kullanılabiliyor ya da bir buhar türbini
vasıtasıyla elektriğe dönüştürülerek prosesin elektrik
ihtiyaçlarının karşılanmasına katkı sağlayabiliyor.
ATR zaten kendi enerji ihtiyacını azami oranlarda
karşılayacak şekilde tasarlandığından geri kazanılacak
ehemmiyetli miktarlarda atık ısı içermiyor. Uluslararası
Enerji Ajansı (IEA) tarafından 2021 sonunda hazırlanan
“Amonyak Teknolojileri Yol Haritası” raporunda küresel
ölçekte yaygın kullanılan ve önümüzdeki süreçte temiz
NH3 üretiminde ön plana çıkması beklenilen üretim
teknolojilerinin enerji kullanımları hammadde, yakıt
(ısı) ve elektrik sınıflandırması ile brüt ve net olarak
çıkarılmış, ayrıca bu teknolojiler kullanılarak üretilen
NH3‘in ürün CO2 yoğunlukları da aşağıdaki şekilde tablo
olanarak verilmiş:
Mevcut kurulu NH3 üretim teknolojilerinin toplam
yıllık üretim miktarları içindeki ağırlıkları, tesis yaşları
ve tesislerin donanımlarının iyileştirilmesi ve/ya genel
olarak modernizasyonu imkânları ile yukarıdaki tablo
verileri dikkate alınarak incelendiğinde, aşağıdaki
bilgilerle de derlenerek, şu sonuçlar çıkarılabilir:
l Dünya genelinde çalışan NH3 üretim tesisi sayısı
550 civarında olup, toplam kurulu kapasiteleri 250
Milyon ton/yıl düzeyindedir.
l Ortalama tesis yaşı 25 yıl civarındadır. Ancak
yaşlı tesisler bilhassa Avrupa (ortalaması 40 ve üzeri
yaşta) ve Kuzey Amerika ile kısmen Rusya ve eski
SSCB ülkelerinde kuruludur.
l Çin ile Hindistan başta olmak üzere Güney
Asya ve Asya Pasifik ile Afrika ve Güney Amerika’da
nispeten yeni NH3 tesisleri çalışmaktadır. Çin’in
ortalama tesis yaşı takribi 12’dir ve oldukça gençtir.
l NH3 tesislerinin teknik ömürleri 20-30 yıl
aralığındadır ve donanım iyileştirmesi ve genel
modernizasyon çalışmaları ile ömürler kolaylıkla 50
yıla çıkartılabilmektedir.
l SMR ve kömür gazlaştırma tesislerinde proses
kriterleri nispeten esnek olduğundan rahatlıkla
modernizasyon yapılarak CCS teknolojileri de
entegre edilebilir.
l ATR’ler ise daha rijit teknolojilerdir. Ancak
toplam kurulu güç içerisinde payları mevcut halde
düşüktür. Yine CCS entegrasyonu yapılabilir.
l SMR, ATR ile kömür ve biokütle gazlaştırma
teknolojilerinde 200-1,200 bin ton/yıl üretim
kapasiteleri yaygın olarak kurulurken, elektrolizli
teknolojilerde kapasiteler 10-510 bin ton/ yıl
aralığındadır.
l Metan pirolizi umut vadeden sıfır karbon salımlı
bir teknoloji olmakla beraber çıktısı olan karbonun
(karbon siyahı) hangi miktarlara kadar ticari ölçekte
değerlendirilebileceği soru işaretidir. Yoksa yüksek
enerji yoğunluğu içeren pahalı bir proses olarak
uygulaması sınırlı kalacaktır.
1) Doğal gaz girdili yeni yapılacak tesisler için ATR
teknolojileri tercih edilecektir. Keza yeni biokütleden
NH3 üretim tesislerinin de çoğunlukla bu teknolojileri
kullanacağını öngörebiliriz. İlave ASU ünitelerinin
kurulması (yüzdesel olarak düşük olmakla beraber) ek
capex ve opex maliyetleri getirecektir. Ancak proses
için çok daha az harici yakıt takviyesine ihtiyacı olması
ve yüksek karbon yakalama oranlarını çok daha düşük
capex ve opex maliyetleri ile sağlaması, ATR’leri,
temiz NH3 üretiminde SMR teknolojilerine nazaran
bir adım öne çıkarmaktadır.
2) Kömürden gazlaştırma yoluyla NH3 üretimi
küresel ölçekte oransal olarak azalmakla beraber,
Çin ve Hindistan gibi birincil enerji ihtiyacında yerli
kaynak olarak kömürü stratejik açılardan öne çıkaran
ülkelerde sürecektir. Ancak buralarda da kömürden
yeni NH3 üretim tesislerin yapımının azalacağını ve
mevcut tesislerden entegre edilebilir olanlarının
da öncelikli olarak CCS sistemleri ile donatılacağını
beklemekteyiz.
3) Elektroliz vasıtasıyla yenilenebilir elektrik
kullanılarak temiz NH3 üretimi Batı’dan başlayarak
tüm dünyada hızla artacaktır. Ancak bu artışın
uzun bir süre için Devlet destekli olması (teşvik ve
sübvansiyonlarla) kaçınılmazdır. Doğrudan değişken
yenilenebilir elektrikle (VRE) beslenen elektrolizli
NH3 tesislerinin kapasite kullanım oranları (KKO)
çok düşük kaldığından ekonomik performansları
da oldukça düşmektedir. Ulusal şebekeden VRE
kaynaklı düşük karbon yoğunluklu elektrik alınarak
KKO’lar arttırılabilir. Ancak bu halde hem iletim ve
dağıtım şebekelerinin kapasitelerinin ehemmiyetli
düzeyde büyütülmesi hem de ilave şebeke ölçekli
elektrik batarya ve/ya H2 depolama kapasitelerinin
oluşturulması gerekecektir. Bu da ciddi bir yatırım
bütçesi ihtiyacı doğururken, yapım sürelerinin,
bilhassa Batı’da, uzun yıllara yayılması kaçınılmaz
olacaktır.
4) Listede yer almayan ve laboratuvar ölçekli
çalışmaları süren bazı yeni NH3 üretim
teknolojilerinin ticari ölçekte uygulamaya geçmesi
oyun değiştirici olabilir. Bunlardan en önemlileri
hem elektrolizör hem de yakıt hücresi olarak
kullanılabilecek girdi ve çıktısı NH3 olan çift yönlü
katı oksit elektrolizör (SOEC) elektrokimyasal
teknolojileri, elektrikli SMR teknolojileri, düşük
sıcaklıkta katalitik sentezleme teknolojisi ve biyolojik
enzimler vasıtasıyla atmosferdeki hava ve sudan NH3
üretimidir.
Düşük ve Sıfır Karbon Salımlı Amonyağın Global
Karbonsuzlaşma Sürecinde Yaygın Kullanım Alanları
Nereler Olacak?
NH3’ın gübre üretiminde hammadde olarak kullanımı
miktar olarak, verimli tarım uygulamalarının bilhassa
gelişmekte olan ülkelerde yaygınlaşması ve bu
çerçevede etkin gübreleme yapılması sayesinde, sınırlı
artacaktır. Ancak diğer endüstriyel uygulamalarda
kullanımı büyüyen nüfus ve gelir artışına paralel olarak
düzgün bir artış gösterecektir.
Düşük ve sıfır karbon salımlı NH3’ın kullanımındaki
en önemli gaye CO2 başta olmak üzere sera gazı
emisyonlarını düşürmek ve mümkün olduğunca
sıfırlamak olduğu için ilk etapta mevcut kullanım
alanlarında fosil yakıt bazlı NH3’ı ikame edecek.
Bu çerçevede, ilk başta gübre üretimi olmak üzere
hammadde olarak kullanıldığı kimya endüstrisi ile diğer
endüstriyel uygulamalarda kademeli olarak temiz NH3
yerini almaya başlayacak. Bu kademeli geçiş için eşik
yıllara göre yapılan çeşitli projeksiyon öngörülerine
göre, 2030 yılında temiz NH3 kullanımı yıllık 12 milyon
ton (mtpa), 2050 yılında da (NZE= Net Sıfır Emisyon
senaryosuna göre) 420 mtpa olmaktadır (Argus
Media / IEA). 2030 yılında çoğunlukla fosil bazlı NH3’ı
ikame etmesi öngörülen temiz NH3’nın 2050 yılındaki
tüketiminin büyük çoğunluğunun ise temiz H2 taşıyıcısı
ve petrol türevi yakıtlara alternatif olarak kullanımından
kaynaklanması beklenmektedir.
Öte yandan içerdiği çeşitli avantajlarından dolayı, NH3
iyi bir H2 taşıyıcısı olarak bilhassa temiz (yeşil veya mavi)
H2’in uzak mesafelere boru hatları, büyük çaplı kara
ile deniz yolu nakliyesinde ön plana çıkmaya başladı.
Bu avantajları karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tabloda
görebiliriz.
CH3OH alternatifini karbon içeriği nedeni ile şu an
için dikkate almazsak, H2’in uzak mesafelere yüksek
miktarlarda, güvenilir ve ekonomik şekilde taşınması
için üç seçenek ön plana çıkıyor: 1) Sıvı H2 (LH2)
2) LOHC (Sıvı organik hidrojen taşıyıcı) ve 3) NH3.
Kural ve prosedürlere uygun şekilde elleçlendiginde,
depolamaları ve nakliyeleri güvenli olan bu alternatif
üç taşıyıcı içinde NH3’ün diğerlerine nazaran bariz
üstünlükleri var. Bunlar: i) Oluşum ve dönüşümleri için
harcanan toplam “net” birim enerji en düşük, ii) Taşıma
ve depolama altyapısı hâlihazırda var ve çok düşük
maliyetlere adaptasyonlar yapılabilir ve büyütülebilir,
iii) H2’e dönüştürülmeden de doğrudan kullanılacağı
mevcut ve yüksek hacimli bir pazarı var, iv) Geliştirilen
teknolojilere bakıldığında LOHC’e nazaran pratik
bir şekilde ve daha az enerji harcanarak tekrar H2’e
çevrilebilecek.
Birim hacim ve kütlesinde taşıdığı enerji (H2)
yoğunluğu en yüksek alternatif olması ayrıca depolama
seçeneklerinde de NH3’ı ön plana çıkarıyor. Uzun süreler
hiçbir sızıntı ve kayıp yaşanmadan yer üstünde borularda
(line-pack) ve tanklarda ve bazı yeraltı depolama
uygulamalarında saklanabiliyor. Fertilizer Europe
(Avrupa Gübre Birliği) tarafından geçen sene yapılan
bir çalışma bünyesinde elektrik batarya uygulamalarını
da içeren diğer alternatiflerle depolama süreleri ve
ortalama maliyetleri beraber gösteren karşılaştırmalı bir
infografiği aşağıda inceleyebilirsiniz:
Bu infografikten görüleceği üzere, bilhassa 24 saat ve
daha uzun dönemli enerji depolamalarında NH3, LOHC
ve H2 ile beraber yegâne teknik çözüm olmakta, ancak
maliyetler dikkate alındığında -spesifik projelere göre
değişiklik olabilmekle beraber- genel olarak bariz bir
avantaj sağlamaktadır.
Türkiye’nin Mevcut Amonyak Üretimi, Düşük ve Sıfır
Karbon Salımlı Amonyak Üretim ve İhraç İmkânları:
Türkiye’de bugün itibari ile özel sektöre ait 4 kuruluş
tarafından NH3 üretimi yapılmaktadır. Kuruluş web
sitelerinden yapılan araştırmada toplam kurulu
kapasitenin 850 bin ton/yıl civarında olduğu
görülmüştür. Ancak üretim teknolojileri ve yıllık fiili
üretim miktarları hakkında net bir bilgi bulunamamıştır;
doğal gaz kaynaklı SMR oldukları tahmin edilmektedir.
2020 yılında ağırlıklı olarak Rusya, Ukrayna, Romanya
ve Bulgaristan’dan olmak üzere toplam 1.4 milyon
ton NH3 ithal edilmiş olup, 2022’den itibaren doğal
gaz fiyatlarının ciddi artış göstermesi nedeniyle yurt
içi üretimlerin daha da düştüğünü ve ihtiyacın büyük
çoğunluğunun, bilhassa Rusya üzerinden, ucuz ithalatla
karşılandığını tahmin ediyoruz.
Her hâlükârda ülkemizin ehemmiyetli bir NH3 üretim
ve tüketim altyapısı bulunuyor. Yerli doğal gaz miktarları
arttığında, özellikle konut tüketimlerinin azaldığı bahar
ve yaz aylarında, CCS entegrasyonları da yapılan,
mevcut üretim tesislerine doğal gazın yönlendirilerek,
düşük karbon salımlı NH3 üretimi yapılması ve böylece
öncelikle iç ihtiyaçlar karşılanarak ciddi karbon kredileri
kazanılması tercih edilebilir.
Temiz H2 üretiminde olduğu gibi, ihraç amaçlı yeni
yenilenebilir elektrik kapasitelerinin oluşturularak
sıfır karbon emisyonlu NH3 üretiminde kullanılması
önümüzdeki 10 yıllık bir süre için çok cazip olmayacaktır.
Sıfır emisyonlu yenilenebilir elektriği öncelikle
-dönüşümlerle kayıplar yaşamadan- doğrudan mevcut
ihtiyaçlarımız için ve elektrikli araçlarda kullanabilir ve
böylece ithal fosil yakıtlardan başlayarak karbon ayak
izimizi küçültmek üzere fosil yakıtlı elektrik üretimlerini
ve ulaşımda kullanılan akaryakıtları ikame ederek verimli
ve etkin bir şekilde tüketebiliriz.
Enerji IQ’da yayınlanan haber, yorum, grafik ve tabloların yazılı izin alınmadan üçüncü tarafların erişimine açık basılı ve elektronik yayınlarda kullanılması yasaktır.
Organik katı (evsel) atıklar ile diğer biyojenik atıklardan
ATR teknolojileri kullanılarak sıfır karbon emisyonuna
sahip NH3 üretimi temiz H2‘de olduğu gibi Türkiye
için önemli bir ihracat fırsatı getiriyor. Öncelikle
sevkiyat altyapısına sahip endüstrileşmiş ve yoğun
yerleşime haiz (İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa ve Adana
gibi) şehirlerimizde bu tür tesisleri kurabilirsek hem
evsel ve endüstriyel organik ve fosil bazlı atıkları CO2
emisyonlarını da tutarak çevreye zarar vermeyecek
ve en verimli şekilde NH3‘a dönüştürerek bertaraf ve
yüksek katma değerle Avrupa’ya ihraç edebiliriz. Ön
değerlendirmelerimizde, bu kurgu ile yıllık minimum
5 milyon ton sıfır karbon ayak izine sahip NH3
üretilebileceğini görüyoruz.
Temiz Amonyağın Gelecekteki Kullanımlarında Yeni
Teknolojiler ve Uygulamalar:
Çift yönlü SOEC’ler yeni teknolojiler içerisinde en
yüksek potansiyele sahip oyun değiştiriciler olabilir.
Böylece uygun kapasitelerde NH3 depolama hacimleri
ile şebekeyle sürekli bağlı olarak yüksek kapasite
kullanım oranlarında çalışacak büyük ölçekli birleşik
elektrik santrali ve batarya üniteleri kurulabileceği
gibi, ücra bölgelerde ada modunda VRE kaynaklı
kesintisiz çalışabilecek münferit santral uygulamaları
uygun maliyetlerde ve etkin şekilde geliştirilebilir. Bu
konfigürasyonlar ayrıca mikrogrid uygulamalarına da
adapte edilerek şebekeden bağımsız işlediği durumlarda
emre amadeliği ve güvenirliliği yükseltebilir.
NH3’ın içten yanmalı motorlarda yakıt olarak kullanımı
için motorların yanma teknolojisi ve sistemlerinde
ciddi değişiklikler yapılması gerekiyor. Düşük setan
numarası ve düşük alev hızı olması sebebiyle bilhassa
yüksek devirli ve stokiyometrik hava içeriği ile yanmanın
gerçekleştiği (yakıt-hava karışım oranı “1” civarında)
ufak benzinli (kıvılcım ateşlemeli, Otto çevrimli)
motorlarda bu dönüşümler oldukça zor. Ama düşük
devirli ve büyük yanma odalarına sahip (sıkıştırma
ateşlemeli, Dizel çevrimli) iki zamanlı motorlarda
adaptasyon daha başarılı şekilde yapılabiliyor. NH3, bir
pilot yakıtın öncelikle ön yanma odasında tutuşturulması
ve burada oluşan alev huzmesi ile yakılıyor. Pilot yakıt
genelde motorin olmakla beraber, cüzi de olsa sera gazı
emisyonlarına yol açması nedeniyle yerine H2’nin de
kullanılması için çalışmalar yapılıyor. OEM’ler tarafından
2024’ten başlayarak gemilerde %100 NH3 yakabilecek
yeni iki zamanlı motorların teslimatlarının yapılması,
2026’dan itibaren de eski motorlarda standart dizayn ve
donanımlarla, gerekli tadilatların yapılarak dönüşümlerin
gerçekleştirilmesi planlanıyor.
İki ve 4 zamanlı içten yanmalı motor teknolojilerinin
en yaygın kullanıldığı deniz taşımacılığında, 2022 yılı
itibari ile, 100 binin üzerinde okyanus-aşan büyük gemi
(tankerler, konteyner ile kuru yük taşıma gemileri)
seyrüsefer yapıyor ve yıllık 300 milyon ton civarında
petrol türevi yakıt tüketiliyor. Avrupa Birliği’nin (AB)
FuelEU girişimi çerçevesinde gemilerin AB sularında
2025 yılında %2, 2050 de ise %80 nispetinde yeşil H2
kullanması teşvik ediliyor. Ki bunun da büyük oranda
temiz H2 kullanılarak üretilen düşük veya sıfır karbon
salımlı NH3 vasıtasıyla gerçekleştirilmesi bekleniyor. Yani
düşük ya da sıfır karbonlu NH3‘ın deniz taşımacılığında
yaygın kullanımının başlaması ile ciddi bir üretim
kapasitesi oluşturulması gerekiyor. Nitekim, küresel
deniz güzergahlarının önemli geçiş noktalarında, mesela
Süveyş Kanalı’nda, düşük ya da sıfır karbonlu NH3 ikmali
yapılması için projeler geliştirilmeye başladı.
Gaz türbinlerinde doğrudan NH3 yakılması için birçok
türbin imalatçısı firma (OEM), Devlet kuruluşları
ve enstitüler ile kendi aralarında ortaklaşa ulusal ve
uluslararası ölçekte çalışmalar yapıyor. Nispeten
küçük güçlerdeki uçak türbini türevi (aeroderivative)
türbinlerde ana yakıtlarla karışım olarak yapılan bu
pilot çalışmalar büyük kurulu güçlerdeki endüstriyel
tip türbinlerde ise yüzde yüz NH3 kullanılarak
deneniyor. Ayrıca ana yakıtla karıştırılarak kazanlarda
yakılması da pilot uygulamalarla test ediliyor. Burada
iki hususun aşılması gerekiyor: i) Enerji yoğunluğu
nispeten düşük olan NH3’ın mevcut yakma sistemleri
girişinde hacimsel debisinin artırılması ve bunun yanma
odalarındaki ve tahrik sistemlerindeki termodinamik
ve mukavemet etkilerinin minimize edilmesi, ii) Yanma
havasından kaynaklı olanlarına ilave olarak NH3
içeriğindeki N2 kaynaklı çevreye ve atmosfere zararlı
NOx emisyonlarının da ortadan kaldırılması. OEM’ler
bunu yanma öncesi ve yanma sırasında önlemek için
yeni teknolojiler geliştirerek, gerekli yeni ekipman
kullanımı ve adaptasyonu çalışmalarını test ediyorlar.
Her hâlükârda, gene yakıt NH3 kullanılarak, egzoz
çıkışlarındaki NOx emisyonları, uzun yıllardır yaygın
olarak kullanılan SCRler (Seçici Katalitik Reaktör)
vasıtasıyla nispeten düşük ve makul ilave işletme
maliyetlerine katlanılarak temizlenebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder