Gossan – Gömülü Cevher Yataklarının 

Yüzeydeki

Paslı Şapkası


Jeolojide gossan, demir oksitler ve hidroksitler açısından zengin, sülfürlü bir cevher yatağının ayrışmış ve oksitlenmiş üst kısmıdır. Genellikle altında değerli mineralizasyonun varlığını gösteren belirgin bir yüzey "şapkası" oluşturur.

💡 Önemi

Özellikle altın, bakır, kurşun ve çinko gibi gizli cevher yatakları için bir yüzey göstergesi görevi görür.

Alttaki mineral sisteminin dokusal ve jeokimyasal kanıtlarını korur.

Jeologların uzak veya zorlu arazilerde keşif sondajı yapmalarına yardımcı olur.

Oluşum Süreci

1. Birincil sülfür mineralleri (pirit, kalkopirit, galenit vb.) oksijen ve suya maruz kalır.

2. Oksidasyon, demiri hematit, götit ve limonite dönüştürür.

3. Sızıntı, çözünmüş bileşenleri uzaklaştırarak geride demir açısından zengin, gözenekli kaya bırakır. 4. Orijinal kristal şekilleri genellikle kutu dokuları, sülfür iskeletinin iskeletsel bir izi olarak kalır.

🎨 Tipik Renkler

Kiremit kırmızısı – hematit baskınlığı.

Açık sarı – götit ve limonit.

Koyu kahverengi – manganez lekeli karışık demir oksitler.

Sonuç

Gossan sadece "kaya üzerindeki pas" değildir; milyonlarca yıllık aşınmayla oluşmuş, ayaklarımızın altındaki gizli hazinelerin olası yerini sessizce işaretleyen doğal bir keşif işaretidir. Keşif jeoloğu için hem bir ipucu hem de daha derinlemesine araştırma yapmak için bir davettir.


KAYNAK

https://www.linkedin.com/posts/noman-sultan-137ab7264_geology-miningexploration-oredeposits-activity-7362145411827937280-amwy/?utm_source=share&utm_medium=member_desktop&rcm=ACoAAAN3ABkBQ2I-SBIH7ihP83N8sjUAb2RsseQ


Gossan (Eiserner kulübesi veya Eisenhut), genellikle bir cevher yatağının veya mineral damarının üst ve açıkta kalan kısmı olan yoğun şekilde oksitlenmiş , ayrışmış veya ayrışmış kayadır . Klasik gossan veya demir başlıkta geriye kalan tek şey, genellikle kutu şeklinde (çözünmüş cevher minerallerinin şeklini koruyan kuvars kaplı boşluklar) demir oksitler ve kuvarstır . Diğer durumlarda kuvars ve demir oksitler, limonit , götit ve jarosit , pirit ve birincil cevher minerallerinin yerini alan psödomorflar olarak bulunur . Gossan, oksitlenmiş demirin bolluğu nedeniyle sıklıkla arka plan kaya ve toprağın üzerinde kırmızı bir "leke" olarak görünür; gossan, erozyona dayanıklı kuvars ve demir oksitlerin bolluğu nedeniyle topografik olarak pozitif bir alan olabilir . Gossanların çoğu kırmızı, turuncu veya sarı olmasına rağmen, piroluzit , manganit ve özellikle psilomelan gibi manganez oksitlerinden oluşan siyah gossanlar, manganez açısından zengin mineral yataklarının oksitlenmiş kısmında oluşur. 19. ve 20. yüzyıllarda, demir cevheri arayanların gömülü cevher yataklarına ilişkin kullandıkları önemli rehberler demir gossanlardı.


OKSİDASYON VE SEMANTASYON (SÜPERJEN ZENGİNLEŞME) YATAKLARI

Bileşimlerinde kükürt (S) atomu bulunan ve ayrışma ile sülfat verebilen sülfürlü cevherlerin oksidasyon ve semantasyon zonları gelişebilir. Sülfürlü cevherleri içeren yataklar yüzeye çıktıkları zaman, atmosfer koşullarında serbest ve suda erimiş halde bulunan oksijen ve karbondiyoksitin etkisine maruz kalarak çözünürler ayrışırlar ve çözeltilerle derinlere doğru hareket ederler. Atmosferin yataklar üzerindeki bu tür etkisi yeraltısu tablasına kadar devam eder. Yeraltısu tablasının altında başka bir takım değişim ve dönüşüm olayları da söz konusudur. Yeraltısuyunun hareketine bağlı olarak alterasyona maruz kalan bir sülfür yatağında 3 zon meydana gelir. Bunlar:

1-Oksidasyon Zonu
2-Semantasyon Zonu
3-Birincil mineralizasyon Zonu

1-Oksidasyon Zonu: Sülfürlü cevher mineralleri içeren yatakların, bol miktarda oksijen ve karbondiyoksitle yüklü suların etkisinde kalarak, yeraltı su tablasının (YST) üst kesiminde oksit, hidroksit ve karbonat bileşimli cevher minerallerine dönüştükleri zona Oksidasyon Zonu denir. Oksidasyon zonları genel olarak birkaç metreden birkaç on metreye, nadiren 300-400m. derine inebilir.

Maden yataklarında en çok bulunan sülfür minerali Pirit'in oksidasyon zonunun gelişimini aşağıdaki gibi açıklayabiliriz. Yeraltı su tablasının üstünde, oksijen ve su ile reaksiyona giren pirit aşağıdaki tepkimeler sonucu önce demir sülfata sonra demir hidroksite dönüşmüştür.


2FeS2 + 7O2 + H2O ----------> 2FeSO4 + 2H2SO4


12FeSO4 + 6H2O + 3O2 -------- > 4Fe2(SO4)3 + 4Fe(OH)3


Üç değerli demir sülfat kuvvetli bir oksitleyicidir ve diğer sülfürleri de etkiler ve başka sülfat bileşikleri de oluşturur. 

Örneğin


ZnS + 4Fe2(SO4)3 + 4H2O -------> ZnSO4 + 8FeSO4 + 4H2SO4


Oluşan metal sülfürlerin çoğu ve seyreltik çözeltiler halinde cevher yatağının çatlaklarından aşağıya doğru iner ve ortamdaki diğer bileşenlerle veya kayaçlarla reaksiyona girerek metalleri oksit, hidroksit, sülfat ve karbonatlar şeklinde çökeltir.

2-Semantasyon Zonu : Yeraltısu tablasının (YST) altında, oksijensiz koşullarda demir sülfat ve sülfürik asitin etkisi altında ikincil sülfür cevherlerinin oluştuğu zondur. Oksidasyon zonundan çözülmüş Cu ve Ag metalleri, sıvı ortamda taşınma özellikleri yüksek olduğundan, yani iyon halinde taşınabildikleri için, sülfat formunda YST 'nın altına süzülerek burada tenörleri yüksek ikincil sülfür cevherleri şeklinden çökelirler. Bu zonda çökelmeyi sağlayan en önemli reaksiyon sülfürlerle sülfat çözeltileri arasındaki reaksiyondur. 

Örneğin,

CuFeS2 + CuSO4 + H2O ---------> 8Cu2S + 5FeSO4 + 8H2SO4 Veya


CuFeS2 + CuSO4 --------> 2CuS + FeSO4

şeklinde gelişen reaksiyon sonucu Cu ve Ag sülfürler çökelir.

3-Birincil Mineralizasyon Zonu: Belirli bir seviyenin altında, kayaçların su içeriğinin azaldığı veya birincil cevherin (örneğin ayrışmamış pirit veya kalkopirit) yapısını ve özelliklerini koruduğu zondur.

Bu üç zon, maden damarının en üst kesiminde gelişmiş çoğunlukla demir ve silis minerallerinden oluşmuş (kuvars, limonit gibi) demir şapka veya Gossan adı verilen koruyucu zon altında gelişir.

Oksidasyon ve Semantasyon Zonlarının Oluşumunu Etkileyen Faktörler

Sülfür, sülfotuzları, arseniyürler ve antimoniyürler açısından zengin bir cevher kütlesinde oksidasyon ve sementasyon zonlarının gelişmesi bölgesel ve yersel bir takım faktörlere bağlıdır. Bölgesel faktörlerin başlıcaları:

1-İklim faktörü
2-Morfolojik ve tektonik faktörler dir.
Yapılan araştırmalar göstermiştirki oksidasyon ve sementasyon zonları, ısının yüksek, yağışın az fakat düzenli olduğu karasal Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü, erezyonun oksidasyondan daha yavaş işlediği, yüzeyin belirli bir dengeye ulaşmış olduğu ve yeraltısu tablasının derinlerde olduğu koşullarda çok iyi gelişmektedir.

Bu bölgesel faktörlerin dışında
*Cevher kütlesinin bileşimi
*Yankayacın hidrojeolojik nitelikleri

gibi yersel faktörlerinde zonların gelişiminde etkili olduğu ortaya konmuştur. Cevherin mineralojik bileşimi birinci dereceden önem taşır. Örneğin, pirotin (FeS), pirit'ten (FeS2) daha cabuk okside olurken, sementasyon zonunda sadece Cu, Ag ve nadiren Nikel sülfür mineralleri gelişir. Ayrıca yankayacın geçirgenliği, kırıklı-çatlaklı oluşu, ve mineralojik bileşimi zonların dağılımını ve derinliğini belirler. Örneğin kumtaşlarında oksidasyon zonu kolay gelişip, düzgün dağılırken, geçirgenliği düşük kayaçlarda oksidasyon düzensiz ve, kırık ve çatlakların kontrolünde gelişir. Örneğin, yankayaç karbonatlı bir kayaç ise, oksidasyondan kaynaklanan asitli sular, oyuk ve kovuklar oluşturacak, oluşan yeni mineraller de buralara yığışıp, girintili-çıkıntılı bir görünüm sergileyecektir.

Zonlarda Gelişen Mineraller ve Formülleri

ZON
imonit Fe(OH)3
Pirolüsit MnO2
Psilomelen Karışık mangan oksit
Manganit MnO(OH)
Amorf silis

Üst Seviye

Klorarjilit AgCl
Malakit CuCO3.Cu(OH)2
Azurit 2CuCO3.Cu(OH)2
Serüzir PbCO3
Simitsonit ZnCO3

OKSİDASYON ZONU

Jaruzit KFe3(SO4)2(OH)3
Kalkantit CuSO4.5H2O
Brokantit Cu4SO4 (OH)6
Anglesit PbSO4

Alt Seviye

Tenörit CuO
Küprit Cu2O
Atakamit Cu2(OH)3Cl
Nabit Altın Au
Nabit Gümüş Ag
Nabit Bakır Cu
Kovelin CuS
Kalkozin Cu2S
Bornit Cu5FeS4
Arjantit Ag2S

SEMENTASYON ZONU

Puristit Ag2AsS3
Pirarjirit Ag3SbS3
Nabit Altın Au
Nabit Gümüş Ag
Kalkopirit CuFeS2
Pirit FeS2

BİRİNCİL CEVHER ZONU

Galen PbS2
Sfalerit ZnS2
Barit BaSO4
Kuvars SiO2

Sivas / Kangal - Bakırtepe Kuvarslı Altın Damarlarında Tarihsel Dönemlerdeki Çalışmalar

H. E. Dulkadiroğlu

Sivas / Kangal - Bakırtepe (Kuvarslı Altın Damarları) Gizlenen Gerçek: Herkes Manisa Sart’taki nehir altınını okur. Ancak Roma'nın en elit lejyon birimleri, Sivas Kangal'daki Bakırtepe lokasyonunda, sülfürlü ve kuvarslı ana kayanın derinliklerine inen dikey kuyular (shafts) açmıştır.

Sivas Kangal’daki Bakırtepe, Anadolu madencilik ve arkeometalurji tarihi açısından tam anlamıyla bir mühendislik harikası ve saklı kalmış bir cevherdir.


​Çoğu insan antik çağ altın üretimi denince Lidya’nın Sart (Sardis) deresindeki alüvyonal (serbest) altın yıkama sahnelerini veya mekanik hidrolik madenciliği hatırlar. Ancak Sart’taki alüvyon madenciliği ile Bakırtepe’deki sert kaya (primary ore / ana kaya) madenciliği arasında teknolojik, lojistik ve askeri ölçekte uçurum vardır.
​Bakırtepe’yi antik dünyada benzersiz kılan ve Roma’nın buraya neden özel lejyonel koruma ve iş gücü sevk ettiğini gösteren temel detaylar şunlardır:


Alüvyondan Sert Kayaya: Teknolojik Sıçrama
​Sart: Suyun getirdiği serbest altın parçacıklarını koyun postu veya serak tepsilerle süzme işlemidir. Görece düşük teknoloji ve yüzey işçiliği gerektirir.


​Bakırtepe (Kangal): Altın; kuvars damarlarının içinde ve sülfürlü minerallerle (pirit, kalkopirit) mikron düzeyinde kilitlenmiş haldedir. Yüzeyde serbest altın görünmez. Roma mühendisleri burada jeolojik arama (prospection) yapmış, yüzeysel gossan (demir şapka) izlerini takip ederek derindeki kuvars damarlarını tespit etmişlerdir.


​Lejyon Mühendisliği ve Dikey Şaftlar (Shafts)
​Bakırtepe'deki dikey kuyular ve galeriler rastgele kazılmış çukurlar değildir:
​Termal Kırma (Fire-Setting): Sülfürlü sert kuvarsı kırmak için galeri uçlarında devasa ateşler yakılmış, kayalar kızdırıldıktan sonra aniden soğuk su/sirke dökülerek termal şokla çatlatılmıştır.


​Havalandırma ve Drenaj: Derin dikey şaftlarda zehirli kükürt gazlarının tahliyesi ve yeraltı suyunun uzaklaştırılması için Roma lejyon madencilerinin geliştirdiği havalandırma bacaları ve ahşap arşimet vidaları/su çarkı sistemleri kullanılmıştır.


​Stratejik Öncelik: Bu tür ağır teknik operasyonlar, sadece dönemin elit lejyon bünyesindeki maden mühendisleri (mensor/architectus) liderliğinde ve doğrudan Roma İmparatorluk Hazinesi (Fiscus) kontrolünde yürütülebilirdi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geological Methods in Mineral Exploration and Mining / Roger Marjoribanks

Baz metal yataklarının uzaktan algılama ile belirlenmesine bir örnek: Hakkari güneyi…

Çatalçam (Soma-Manisa) Au-Pb-Zn-Cu cevherleşmesinin jeolojik, mineralojikpetrografik ve sıvı kapanım özellikleri

ALACAKAYA (ELAZIĞ) MERMERİNDE GULEMAN OFİYOLİTİNİN MUCİZESİ

Tectonic Triggers for Postsubduction Magmatic-Hydrothermal Gold Metallogeny in the Late Cenozoic Anatolian Metallogenic Trend, Türkiye