Toprağın altını akıl ve cesaretle işleyebilecek miyiz?

Türkiye’nin maden po­litikasında temel sorun üretimin kendisinden zi­yade üretim sonrası sü­reçlerden kaynaklanıyor. Örneğin Eskişehir-Beyli­kova’da büyük bir rezerv tespit edilmiş durumda. Bu rezerv, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise sayılı kaynaklarından biri. Ama biz hâlâ o cevheri işler hâ­le getirecek entegre bir te­sis kurabilmiş değiliz. Da­hası, ülkenin bütün vatan­daşlarının bu zenginlikten yararlanmasını hedefle­memiz gerekirken bu ko­nuda kamuoyunda bir far­kındalık bir oluşmamış durumda. TBMM’den ye­ni geçen Maden Kanu­nu’nda da stratejik öne­me sahip bu konu adeta es geçilip stratejik ve kritik madenlerin ne olacağının tanımı bile yapılmamış.

Bugün nadir toprak ele­mentlerinin %60’tan faz­lası Çin tarafından üreti­liyor. İşlenmiş ürün paza­rında ise Çin’in payı %85’i buluyor. Yani sadece çı­karan değil, işleyip ihraç eden ve politik güç olarak kullanan da Çin. Bu nok­tada ülke olarak şu soru­yu sormak zorundayız: Biz neden kendi nadir ele­mentlerimizi işlenme­miş halde ucuza satalım ve sonra o hammaddeden üretilmiş yüksek teknolo­jili ürünleri 100 katına it­hal edelim?

Peki bu işin çözümü nedir?

Birincisi, madencilik sadece “çıkarma” faaliyeti olarak görülmemeli. Stra­tejik madenleri sadece yerin altından çıkarmak değil, aynı zamanda rafi­ne etmek, saflaştırmak ve yüksek teknolojiye entegre edebilmek ge­rekir. Bunun için de AR-GE, teknoloji transferi ve özellikle yüksek tekno­loji sanayisi ile maden­cilik sektörünün enteg­re çalışması gerekir.

İkincisi, finansman. Bü­yük yatırımlar gerektiren bu alanda riski özel sek­töre yıkmak çözüm değil. Daha önce altın arama fo­nu için önerdiğim modele benzer şekilde, kamu-ö­zel ortaklığı ile vatan­daşların da küçük pay­larla yatırım yapabi­leceği büyük ölçekli bir “kritik madenler fonu” kurulabilir. Hatta bu fon sadece yurt içindeki de­ğil, yurtdışındaki strate­jik maden yatırımlarını da hedef alabilir.

Üçüncüsü, değer zin­cirine hâkimiyet. Ham maddeyi ihraç eden değil, onu son ürüne dönüştü­ren ülke olmalıyız. Nadir toprak elementlerinden ürünleri üretip bunları iç pazarda ve ihracat­ta kullanmalıyız. Türkiye’nin ihracat kompozisyonuna baktığınızda yüksek teknolojili ürün­lerin toplam için­deki payı %3’ü bile geçmiyor. Bu tablo­yu değiştirmek için kritik madenler eş­siz bir fırsat sunu­yor.

Dördüncüsü, uluslara­rası iş birlikleri. Japonya, dışa bağımlılığını azalt­mak için Avustralya ile, AB ise Kanada ve Afrika ülkeleriyle stratejik an­laşmalar yaptı. Biz ise he­nüz bir madencilik dip­lomasisi geliştirebilmiş değiliz. Halbuki Eskişe­hir’den başlayan yol, Ka­zakistan’dan Afrika’ya ka­dar uzanabilir.

Beşincisi ve belki de en önemlisi: Güven. Bu­gün Türkiye’de maden­cilik sektörü, doğa tahri­batı ve kuralsızlıkla anı­lıyor. Haklı sebeplerle toplumun geniş kesimle­rinde bu alana karşı bir güvensizlik var. İliç faci­ası bu kuşkuların ne ka­dar yerinde olduğunu or­taya koydu. Oysa Kanada ve Avustralya gibi ülkeler, çevreyle uyumlu ve şef­faf madencilik politikala­rıyla hem doğayı koruyup hem de sektörlerini büyü­tebildiler. Biz de aynı yo­lu izlemeliyiz. İşleyen bir hukuk sistemi, bağımsız denetim ve halkla iş bir­liği, güven inşa etmenin temelidir.

Ve son olarak, bir zih­niyet değişimi şart. Çün­kü bu mesele sadece bir­kaç nadir elementten ibaret değil. Bu mesele Türkiye’nin kronik yapı­sal problemi: Değer ya­ratamamak. Sahip oldu­ğumuz cevheri, aklımızla, kurumsal kapasitemiz­le ve teknolojimizle işle­yemediğimiz sürece, hep başkalarının teknolojisini kullanacağız, hep onların refahına katkı sunacağız.

Türkiye’nin kritik ve stratejik madenlerde önü­müzdeki 10 yıl içinde ata­cağı adımlar, sadece eko­nomik geleceğimizi değil, dış politikadaki manev­ra alanımızı da belirleye­cek. Ya bu yarışa ciddi bir oyuncu olarak katılacağız ya da yedek kulübesinde kalacağız.

Artık karar zamanı: Ya toprağın altındaki bu zen­ginliği kendi halkımızın refahı için kullanacağız, ya da yüzyıllık bir ezberi tekrarlayacağız.

Ümit ÖZLALE, 6 Ağustos 2025, Dünya Gazetesi

Yazının tümüne ulaşmak için;

https://www.dunya.com/kose-yazisi/topragin-altini-akil-ve-cesaretle-isleyebilecek-miyiz/788338

https://x.com/UmitOzlale/status/1936036229310501286?t=h4q58iern2ZIEO-vC0ORng&s=08 

Yorumlar

  1. Sayın Ümit hocam;
    Bu konuya girdiğiniz için teşekkürler.Biz eğer dünyada NTE Rezervi olarak 2.büyük rezerv durumunda isek bunu yerli ve milli olarak üretmekle adeta mükellefiz.Şöyleki dediğiniz gibi Çin bu konuda üretim olarakta rezerv büyüklüğü olarakta NTE'leri üzerinde bir numara ve en büyük kontrole sahip.Ayrıca bu gücünu gerektiğinde kotalar ile stratejik güç olarakta kullanıyorsa ETKB'nın bu konuda üretim için Çin ile görüşmesi çok manidar.Yani Çin'i bu alanda rakipsiz kılmak gibi batıdan son derece tepki çekecek bir işbirliğı olur bu.Çünkü NTE'ı demek bütün ileri ve uç ileri elektronik ve bilişim teknolojilerinin ana bileşenleri demek.Bu iş batıyada bırakılmaz.Teknoloji transfer edilerek veya üzerinde eğitim yapılarak yerli olarak bu üretimi yapmak Türk Madenciliğinin görev ve sorumluluğudur.Böyle bir kuş elden kaçırılırmi?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geological Methods in Mineral Exploration and Mining / Roger Marjoribanks

Baz metal yataklarının uzaktan algılama ile belirlenmesine bir örnek: Hakkari güneyi…

Çatalçam (Soma-Manisa) Au-Pb-Zn-Cu cevherleşmesinin jeolojik, mineralojikpetrografik ve sıvı kapanım özellikleri

ALACAKAYA (ELAZIĞ) MERMERİNDE GULEMAN OFİYOLİTİNİN MUCİZESİ

Tectonic Triggers for Postsubduction Magmatic-Hydrothermal Gold Metallogeny in the Late Cenozoic Anatolian Metallogenic Trend, Türkiye