"Nadir Toprak Elementleri ve İran"/ İran, küresel mineral rezervlerinin %7'sini oluşturuyor ve tahmini değeri 27,3 trilyon ABD dolarını buluyor...
Giriş
ABD Yönetiminin, Venezuela ve Grönland dosyalarında izlediği tutum, Çin’in “sıradaki ülke hangisi” sorusunu sormasına neden olmuş, son dönemde ülke geneline yaygınlaşan protesto gösterileriyle birlikte dikkatler hızla İran’a odaklanmıştır.
İran, ABD’nin finansal izolasyon ve ağır yaptırım politikalarına rağmen geliştirdiği, kendi iç dinamiklerine dayanan “direniş ekonomisi” modeliyle ayakta kalmayı ve bölgesel dengeleri kendi lehine zorlamayı sürdürmektedir.
Geleneksel olarak hidrokarbon zenginliğiyle bilinen İran, 15 büyük maden zengini ülke arasında gösterilmektedir. İran’ın küresel ölçekte ispatlanmış mineral rezervlerinin %7'sinden fazlasına sahip olduğu farklı kaynaklarda da belirtilmektedir.
İran Yatırım Ajansı'nın raporuna göre, dünyanın en zengin 15 maden ülkesinden biri olan İran, küresel mineral rezervlerinin %7'sini oluşturan ve tahmini değeri 27,3 trilyon ABD dolarını bulan muazzam bir kaynağa sahiptir. 68 farklı mineral türüne ev sahipliği yapan ülkede, 57 milyar ton kanıtlanmış rezerve sahip 15.000 maden sahası ve yaklaşık 6.000 aktif maden işletilmektedir. 770 milyar doların üzerinde ekonomik değer yaratan İran; küresel rezerv sıralamasında çinkoda 6., bakırda 7., demir cevherinde 9., alçıtaşı ve baritte ise 5. sırada yer almaktadır.
İran’da, uranyum ile eş zamanlı olarak nadir toprak elementlerinin de işlenmesi stratejisinin İran Nükleer Enerji Kurumu'nca 2016 yılında duyurulmasıyla ve 2023 yılında bu amaca yönelik altyapı yatırımlarının başlatılmasıyla kritik hammaddeler odaklı yeni bir dönem başlamıştır. İran'ın maliyet optimizasyonu ve pazar talebini karşılama hedefiyle ilerleyen bu süreç, aynı yıl içinde İran Ulusal Maden Merkezi'nin praseodim, neodim, seryum, itriyum, mischmetal, ferrotitanyum ve lantan gibi ileri teknoloji girdisi olan 7 kritik elementi ayrıştırabildiğini ilan etmesiyle yeni bir evreye geçti.
Ülkenin madencilikteki eksen kayması ise 2023 yılında Hamadan'da tespit edilen 8,5 milyon tonluk hektorit kili bazlı lityum rezerviyle gerçekleşti. Bu keşifle, İran küresel tedarik zincirinde yüksek potansiyele sahip aktör olarak dillendirilmeye başlandı ve İran Ocak 2025’te Rusya ile Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşmasını imzaladı. Nisan 2025'te faaliyete geçen ve tamamen yerli mühendislikle kurulan monazit işleme tesisi, Tahran'ın bu alandaki bağımsızlık iddiasını perçinledi
ABD, İran’ın Rusya’yla Ocak 2025’te kapsamlı işbirliği kararı almasını ve Mart 2021’de Çin’le imzaladığı “25 Yıllık Kapsamlı İşbirliği Anlaşması”nın son dönemde kritik hammaddeler sahada somutlaşmasını, genelde BRICS, özelde ise bölgesel bağlamda ABD'yi dışlayan yeni bir kaynak hakimiyeti ekseninin ilk adımları olarak okudu. ABD Yönetiminin İran’a yönelik tutumunu, diğer değişkenlerden bağımsız olarak, son dönemde sertleştirmeye zorlayan unsurlardan birinin işte bu yeni jeoekonomik gerçeklik olduğu yadsınamaz. Zira, enerji güvenliği paradigmasındaki köklü dönüşüm ve bu denkleme savunma boyutunun eklemlenmesiyle, kritik hammaddeler ticari meta olmaktan çıkmıştır. Kritik hammaddeler günümüzde ticari emtia olmanın ötesine geçerek; kaynak hakimiyetinin devletlerin teknoloji ve enerji alanında bekasını tayin ettiği, milli güvenlik reflekslerinin ise doğrudan sınandığı stratejik bir hesaplaşma sahasına evrilmiştir. Kritik hammaddeler bakımından zengin kaynaklara sahip İran bu tabloyu, hem varoluşsal bir tehdit hem de eşsiz stratejik bir fırsat olarak okumuştur.
İran, bir yanda endüstriyel ölçeklenme için elzem olan sermaye ve ileri ayrıştırma teknolojilerine erişimini kısıtlayan ABD yaptırımları ile kuşatılmışken, diğer yanda nadir toprak elementlerinin işlenmesinde küresel tekel olan Çin’e yapısal bir bağımlılık geliştirmektedir. İran'ın kritik hammaddeler sektörünü inceleyen bu analiz, ABD ile Çin arasında rekabet eksenine sıkışan İran'ın, ülkenin geleceğini doğrudan şekillendirecek tarihi bir yol ayrımında olduğunu ortaya koymaktadır.
İran Bu Yola Neden Girdi?
Ekonomik büyüme ve sermaye geliri üretme potansiyeline sahip İran'ın kritik mineraller sektörüne öncelik verme kararı üç gerekçeye dayanmaktadır: petrol ekonomisinin kırılganlığı, teknolojik egemenlik zorunlulukları ve küresel enerji dönüşümü.
A. “Direniş Ekonomisi” ve Yaptırımlara Karşı Dayanıklılık
İran açısından temel itici güç, İran lideri Ayetullah Hamaney'in Şubat 2014'te ana unsurlarını açıkladığı “Direniş Ekonomisi” doktrinidir. Bu doktrin, endüstriyel alanda kendine yeterliliği ticari bir tercihten ziyade, Batı yaptırımlarına karşı bir hayatta kalma mekanizması ve ülkenin jeopolitik önemini muhafaza etmek için ön koşul olarak değerlendirmektedir. Bu kapsamda, en son ve kapsamlı olarak Rusya Bilimler Akademisi araştırmacısı Ilya Baskakov'un Nisan 2025 tarihli çalışmasında irdelenen, İran'ın Nadir Toprak Elementleri (NTE) ve lityum sektörleri özelindeki hamlesinin amacı, yalnızca ekonomik bir çeşitlendirme planı değil, “Direniş Ekonomisi” doktrininin temel bir bileşenidir.
Baskakov'un çalışması da dahil olmak üzere son dönemde çıkan analizlerde, İran'ın petrol ihracatını hedef alan yaptırımların, İran Yönetimini yaptırım uygulanması daha zor ve karmaşık olan gelir akışlarını tespit etmeye sevkettiği vurgulanmıştır. Tankerlerle takip edilebilen ham petrolün aksine, kritik hammaddeler çoğu zaman daha karmaşık ve daha az şeffaf tedarik zincirleri üzerinden hareket eder ve izlenmesi güçtür. Ayrıca, üretimden (upstream) nihai ürüne dönüştürülene (downstream) kadar uzanan değer zincirini İran’da inşa etmek, devletin yabancı aktörlerden kaynaklanan şoklara karşı kırılganlığı azaltma hedefiyle doğrudan örtüşmektedir.
B. Enerji ve Savunma Sektörü Kaynaklı İhtiyaçlar
Nadir toprak elementleri, yüksek teknoloji gerektiren savunma sistemleri (örneğin, füze güdüm sistemleri, elektronik harp) ve yenilenebilir enerji altyapısı (örneğin, rüzgar türbinlerinde kullanılan kalıcı mıknatıslar) için temel girdilerdir. İran gibi yaptırımlar nedeniyle savunma ve enerji alanında kendi kendine yeterliliği önceleyen bir devlet açısından, bu stratejik girdilerde dışa bağımlılık doğrudan güvenlik riskidir. İran’ın 2016 yılında %99 saflıkta “mischmetal” ürettiğine, pilot çıkarma projeleri başlattığına ve demir cevheri, fosfatlar ve endüstriyel atıklardan geri kazanım çalışmalarını üstlendiğine dair İran basınına yansıyan haberler gibi İran’da kritik hammaddeler odaklı gelişmeler, İran'ın savunma ve enerji endüstrileri için gerekli olan hammadde girdilerini güvence altına alma çabasının doğal sonucudur.
C. Küresel Dönüşüm Fırsatı
İran, lityum, kobalt, bakır, grafit, nikel’in yanısıra nadir toprak elementlerinin geleceğin ekonomisinin temel taşları olduğunun farkındadır. Küresel enerji mimarisindeki dönüşümle elektrikli araçlar (EV) ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı hızlandıkça, bakır (elektrikleşme) ve lityum (depolama) talebinin de giderek artması beklenmektedir. İran, bu sektörleri geliştirerek Batı'dan izole edilmiş olsa dahi, bu sektörleri hedef alan Avrasya tedarik zincirine, özellikle Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi'ne daha fazla entegre olmayı ve Çin ve Rusya gibi aktörler açısından tarihsel perspektifteki rolünü muhafaza etmeyi ve hatta lityum gibi kritik hammaddeler üzerinden daha da derinleştirmeyi hedeflemektedir.
İran’ın Kritik Hammaddelerdeki Zenginliği
İran, Atlantik Okyanusu'ndan Batı Pasifik'e uzanan Alp-Himalaya orojenik kuşağının bir parçasıdır. Alp-Himalaya orojenik kuşağı, Afrika, Arap ve Hint levhalarının Avrasya levhasıyla çarpışması sonucu oluşmuş devasa bir jeolojik kuşaktır. Bu yoğun tektonik aktivite, mineralleşme için ideal koşullar yaratarak bu oluşum üzerindeki birçok ülkeyi mineral kaynakları açısından olağanüstü zengin hale getirmiştir. İran'ın kritik hammadde kaynakları arasında çinko, kükürt, bakır, demir cevheri, kurşun, krom ve manganez bulunmaktadır.
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na (USGS) göre, 2022 yılında İran, doğrudan indirgenmiş demir (DRI), madencilik alçıtaşı ve stronsiyum üretiminde (İspanya ile birlikte) dünyada ikinci sıraya yükselmiş; küresel üretimin sırasıyla %25,8’ini, %10,6’sını (tahmini) ve %32,3’ünü (tahmini) gerçekleştirmiştir.
İran, feldspat üretiminde %7,1’lik (tahmini) payla dördüncü sırada yer almıştır. Demir cevheri (Fe içeriği) ve kaolin üretiminde ise altıncı sıraya yerleşmiş; küresel üretimde sırasıyla %3 ve %3,9 pay elde etmiştir. Barit (ABD üretimi hariç), bentonit ve molibden üretiminde yedinci sırada yer alarak sırasıyla %2,8, %3,7 ve %1,4 (tahmini) paya ulaşmıştır. USGS verilerine göre, İran’da madencilik sektörü, 2021 yılındaki %0,4’lük daralmanın ardından toparlanarak 2022’de %2,8 oranında büyüme kaydetti. Bu ivmelenmeyle birlikte aktif maden sayısı bir önceki yıla kıyasla %4,2 artışla 6.025’e ulaştı. Sektör istihdamı ise %8,3’lük güçlü bir artışla 130.358 kişiye yükselse de, bu rakam toplam ülke istihdamının %1’inin altında kalmaktadır.
A. Nadir Toprak Elementleri ve Monazit
İran'ın nadir toprak element potansiyeli Orta İran ve Yezd eyaletinde yoğunlaşmaktadır. İran'ın ilk monazit üretim tesisinin Abbas Abad Sanayi Bölgesi'nde açılışı kritik bir kilometre taşı olarak öne çıkarmaktadır. Nadir toprak elementleri ağırlıkla bastnazit, monazit ve ksenotim gibi minerallerden sağlanmakta olup, bir fosfat minerali olan monazit, Lantan ve Seryum gibi Hafif Nadir Toprak Elementleri'nin (LREE) yanısıra Toryum'un da başlıca kaynaklarından biridir. İran’daki nadir toprak elementleri arama ve keşif çalışmaları sonucunda, Orta İran'da 7 bin kilometrekarelik bir alanda nadir toprak elementleri anomalileri tespit etmiş olup, özellikle fosfat yataklı (Esfordi) ve demir-apatit yataklarında (Çadormalu) kaydadeğer bir potansiyel bulunduğunu göstermektedir.
B. Baz Metal Temeli: Bakır ve Çinko
Emekleme aşamasındaki nadir toprak elementleri sektörünün aksine, İran'ın baz metal sektörü dünya standartlarında bir kapasiteye sahiptir ve kritik hammadde gelişimi bağlamında önemli bir endüstriyel perspektif sunar. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'na (USGS) göre, İran’ın çinko, bakır ve demir cevheri rezervleri dünyanın en büyük rezervleri arasında yer almaktadır.
Bakır: İran, en güncel verilere göre, 2022 yılında yaklaşık 19,2 milyar ton bakır cevheri rezervine sahip olup, Sarçeşme, Sungun ve Miduk'ta büyük çaplı üretim faaliyetleri yürütülmekteydi. Elektrikleşme açısından önem arzeden bakırda İran’da 2022'de bakır konsantresi üretimi 1,2 milyon tona ulaştı.
Çinko: Yezd'deki Mehdiabad madeni, 170 milyon tonluk rezerviyle (ortalama %4,5 çinko) küresel ölçekte kaydadeğer önemdedir. 800 bin ton çinko konsantresi planlanan kapasitesiyle bu maden, İran'ı galvanizasyon ve potansiyel pil kimyasalları alanında daha görünür bir aktör olarak öne çıkarmaktadır.
C. Lityum ve Gelişmekte Olan Kaynaklar
Lityum arama çalışmaları, Orta İran'daki tuz gölü salamuraları ve kil yataklarına odaklanmıştır. İran makamları rezervler konusunda iddialı beyanlarda bulunsa da, Baskakov'un çalışması bu rakamların, özellikle lityum özelinde, denetlenmiş endüstriyel verilerden ziyade kamuoyu açıklamalarına dayandığı uyarısını yapmaktadır. Yine de, yerli bir batarya endüstrisi için İran bu kaynakları devreye alma yönünde stratejik niyetini ortaya koymuştur. Öte yandan, İran’ın güneydoğusundaki (Pakistan sınırına yakın) Sistan-Belucistan eyaletinde yaklaşık 3,6 milyar tonluk titanyum rezervi olduğu tahmin edilen Fanuj'un, “her biri yılda bir milyon ton titanyum cevheri üretebilen 30 yataktan oluşan bir küme” içerdiği dile getirilmektedir.
Endüstriyel Mimari
İran’da Sanayi, Maden ve Ticaret Bakanlığı, madencilik izinlerinin verilmesinden ve madencilik sektöründeki yatırım fırsatlarının teşvik edilmesinden sorumludur. Devlete ait holding şirketi İran Maden ve Madencilik Endüstrileri Geliştirme ve Yenileme Örgütü (IMIDRO), ülkenin maden arama ve madenciliği, maden ve tesis inşaatı ve geliştirilmesi ile maden üretim imtiyaz oranları ile ilgili politikalarının oluşturulması ve uygulanmasından ve madencilik faaliyetlerinin yönetilmesinden sorumludur.
İran, kritik hammaddelerin salt üretimiyle yetinmeyip dikey olarak entegre edilmiş bir tedarik zinciri kurmayı da hedeflemektedir. Ancak, pilot ölçekte elde edildiği belirtilen başarı ile endüstriyel ölçekte sürdürülebilirlik arasındaki derin uçurum, bu alanda aşama kaydetmeyi hedefleyen ülkeler açısından olduğu gibi İran bakımından da sektörün önündeki en temel engeldir.
İran’da sektör, ithal ikamesi zorunluluğunun tetiklediği bazı somut sonuçlar elde edebilmiştir. İran basınına yansıyan, 2013'te %99 saflıkta galyum ve 2016'da nadir toprak “mischmetal” üretme yeteneği, temel bir metalurjik yetkinliği teyit etmektedir. Ayrıca, Nisan 2025'te monazit üretim tesisinin açılması, ticarileşmeye doğru bir yönelimi işaret etmektedir. Tesisin %100 yerli olarak tasarlandığı basına yansımış olup, bu gelişme yaptırım altındaki İran mühendisliğinin kapasitesini göstermektedir.
Ancak, kritik hammaddelerdeki en temel sınama “işleme” (processing) aşamasıdır, yani nadir toprak elementi oksitlerinin birlikte çıkarıldığı ana minerallerden karmaşık kimyasal ayrıştırma sürecidir. Bu süreç, sermaye yoğun tesisler ve ileri düzey teknoloji gerektirir. Çin'in küresel işleme kapasitesinin yaklaşık %90'ını kontrol ettiği bu tabloda İran ciddi bir ikilemle karşı karşıyadır: Cevheri çıkarabilir, ancak bunu ölçekli biçimde rafine edebilmek için Çin teknolojisine ihtiyaç duyacaktır. Bu durum, Batı yaptırımlarını Çin kaynaklı teknolojik bir bağımlılıkla ikame etme riskini doğurmakta ve gerçek anlamda özerklik hedefini daha da karmaşıklaştırmaktadır.
Enerji bağlamında küresel ölçekte ilk akla gelen kaynak ülkelerden biri olarak bakılan İran'ın madencilik sektörü elektrik ve gaz arzında ülke içinde yaşanan kesintiler nedeniyle ciddi sınamalarla karşı karşıyadır. Madencilik enerji yoğun sektörlerin başında gelmektedir ve 2021 ve 2022 yıllarında, alüminyum üretiminde, elektrik ve gaz kesintileri nedeniyle ciddi aksamalar yaşamıştır. İran elektrik şebekesinin yaz (klima talebi) ve kış (gazla ısınma) mevsimlerinde yoğun endüstriyel yükleri taşıyamaması, kritik hammaddelerin işlendiği tesisler için gereken büyük ve kesintisiz yatırımları da caydırmaktadır.
İran'ın Madencilik ve Kritik Hammadde Sektörünün Gelişimi
İran mineral kaynaklar bakımından zengin bir ülke olmasına rağmen, bu kaynakların nitelik ve niceliğini ortaya koyacak sistematik jeolojik etütler yakın tarihe kadar gerçekleştirilememiştir. Bu gecikmişliğin en çarpıcı örneği; ülkedeki kromit varlığının ancak 1940'ta, Sarçeşme'deki (Sar-Čašma) devasa bakır rezervlerinin ise 1967'de keşfedilebilmiş olmasıdır. Tarih öncesi çağlardan beri madencilik yapılan bir coğrafya olsa da, rezervlerin çoğunlukla erişimi güç bölgelerde bulunması ticari işletmeyi zorlaştırmıştır. Buna ek olarak, yetersiz altyapı, madencilik sektörünün yoğun olarak kullandığı su ve enerji kısıtları, finansman eksikliği, verimsiz işleme teknikleri ve güvenlik kaygıları gibi yapısal sorunlar, proaktif bir devlet politikasının yokluğuyla birleşince sektörün gelişimi sekteye uğramıştır.
Bu kritik yapısal sorunların yanısıra, ABD ve AB yaptırımları nedeniyle, bir ülkenin küresel madencilik haritasında yer edinebilmesi için gereken koşulların başında gelen dünya çapında hedeflenen pazarlardan İran payını alamamış, madencilik ürünlerini Çin ve Hindistan başta olmak üzere sınırlı sayıdaki ülkeye ihraç etmekle yetinmiştir. Bu nedenle İran’ın, maden üretimi ve ihracatında kaydadeğer bir büyüme kaydedilememiştir.
İran'ın kısıtlayıcı ihracat politikaları ve siyasi istikrarsızlığı, yabancı yatırımcıları uzaklaştırarak sektörün rekabet gücünü zayıflatmıştır. Özellikle ham demir cevheri ihracatına yönelik ağır kısıtlamalar, yerli sanayiyi canlandırma amacı taşısa da uygulamada yeni madencilik projelerine yönelik yatırımları sekteye uğratması nedeniyle eleştirilmektedir. Uluslararası madencilik sektörünün deneyimli isimlerinden Dr. Tehrani, bu hatalı politika hamlesinin ciddi bir demir cevheri kıtlığına yol açarak İran madenciliğini tehdit ettiğini vurgulamaktadır. 2013 yılında 21,5 milyon tonluk ihracatla Çin pazarında dünya altıncısı olan İran, izlenen kısıtlayıcı politikalar neticesinde bugün ilk on ihracatçı arasındaki yerini kaybetmiştir. Dr. Tehrani ayrıca, İran çeliğinin jeopolitik riskler ve teslimat belirsizlikleri nedeniyle uluslararası piyasa fiyatlarının ton başına 30-40 dolar altında satıldığına dikkat çekmektedir. Alıcıların İran'ın zayıf pazarlık gücünü fırsata çevirmesi ve yaşanan öngörülemezlik, uzun vadeli ortaklıkların önünü keserek İran'ı küresel piyasalarda marjinalleştirmektedir.
İran'ın kritik hammadde sektörü son dönemde doğrudan jeopolitik gelişmelerle şekillenmekte olup, en kapsamlı, etkili ve kalıcı unsur ABD yaptırımlarıdır.
ABD yaptırımları, nadir toprak elementlerinin üretilmesi için gerekli olan gelişmiş spektrometreler, ayırma kolonları ve ağır madencilik ekipmanları dahil olmak üzere çift kullanımlı teknolojilerin ithalatını kısıtlamaktadır. Bu teknolojik abluka, pazar erişimini hedef alan yasal düzenlemelerle daha da derinleştirilmiştir. Nitekim, kamuoyunda '2019 Ulusal Savunma Yetki Yasası' (NDAA) olarak bilinen düzenleme, ABD Savunma Bakanlığı'nın tedarik zincirini 'hasım' addedilen ülkelerden arındırma stratejisini yasallaştırmıştır. Bu kapsamda yasa; Çin, Rusya ve Kuzey Kore ile birlikte İran’dan da nadir toprak mıknatıslarının yanı sıra tungsten, tantal ve molibden gibi stratejik ürünlerin tedarikini yasaklayarak, Tahran’ın madencilik sektörünü hem üretim teknolojisi hem de ihracat potansiyeli açısından çift yönlü bir kıskaca almaktadır.
Ayrıca finans tarafındaki abluka, İran'ın bu yüksek ön yatırım maliyetleri gerektiren projeleri finanse etmek üzere küresel sermaye piyasalarına erişimini engellemektedir. Sonuç olarak İran, devlet fonlarına (IMIDRO) veya şeffaf olmayan takas (barter) anlaşmalarına dayanmak zorunda kalmakta, bu da kalkınma hızını aşağı çekmektedir.
Batıdan gelen kısıtlamaları aşmak isteyen İran, giderek daha fazla Çin ve Rusya'ya yönelmektedir. İran minerallerinin birincil alıcısı (demir cevheri , çelik ve bakır ihracatının büyük kısmını absorbe ederek) ve işleme teknolojisinin sahibi olarak Çin, ülkenin kritik hammadde sektöründe önemli bir konuma sahiptir. Rusya’yla işbirliği İran açısından kritik hammaddeler alanında bilgi birikimine erişim imkanı sağlasa da, halihazırda her iki ülke de Batı dışı ve sınırlı sermaye ve pazarlara erişimde rekabet içerisindedir.
İran’da şeffaflık eksikliği ve sık değişen mevzuat (örneğin ihracat vergileri), son dönemde öne çıkan kaynak milliyetçiliği riskiyle birleştiğinde; İran kritik hammaddeler sektörü, Çin ve Rus firmaları haricindeki uluslararası yatırımcılar için yatırım yapılamaz bir alana dönüşmektedir. Baskakov’un araştırmasındaki bu tespit İran’ın kritik hammaddeler sektöründeki temel açmazlarından birine işaret etmektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
İran, kritik hammaddeler sektörüyle, bakır, çinko ve yeni gelişen nadir toprak elementi sahalarını kullanarak petrol devleti modelinden çıkış için yeni bir hat kurmaya ve kendisini ABD baskısından yalıtmaya çaba harcamaktadır. İran'ın Hamaney'in duyurduğu “Direniş Ekonomisi” doktriniyle, pilot ölçekte işleme ve arama yapabilen yerli bir teknolojik tabanı hayata geçirmeye giriştiği görülmektedir. Ancak İran’ın kritik hammaddeler sektörü, stratejik bir açmazla karşı karşıya durumdadır. Bir yanda sahadaki altyapı eksiklikleri (elektrik ve gaz kesintileri) fiziksel gerçekliği, diğer tarafta ise ABD yaptırımlarının ve Çin pazar hakimiyetinin masadaki jeopolitik gerçekliği bulunmaktadır. İran, kritik hammaddelerin ülkede işlenebilmesinden kaynaklanan temel sınamayı, Çin ile yüksek maliyetli bir siyasi pazarlık yoluyla kısa vadede veya kendi teknolojisinde ciddi bir atılım gerçekleştirerek uzun vadede çözemediği sürece, yeraltındaki maden zenginliği, ekonomisinin motoru olmaktan ziyade muhtemelen diğer aktörler için hammadde rezervi olarak kalmaya devam edecektir.
Trump Yönetiminin İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama temelli, ancak kuvvetle muhtemel müphem bırakılan anlaşma önerisini okuyamayan ve politikalarını ABD’nin bölgeden çekileceği varsayımına dayandıran İran için ABD’nin Grönland ve Venezuela dosyalarındaki hareket tarzı, ayakta kalma stratejisine öncelik vermesini gerekli kılmıştır.
İran’ın Rusya ve Çin’le tesis etmeye odaklandığı kaynak hakimiyeti eksenli jeopolitik gerçekliğe de bu stratejinin bir çıktısı ve doğal sonucu olarak bakılabilir. Ancak bu anlayışın, ABD yönetimini İran’a yönelik tutumunu daha da sertleştirmeye ve stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayan temel faktörlerden biri olduğu yadsınamaz.
Çin, kritik hammaddelerde, hedef ülkelerdeki madencilik projelerinin ötesinde, planlı ve uzun vadeli bir stratejiyle hakimiyet kurmuştur. Çin yalnızca maden sahalarına değil, bu kaynakların pazara taşınmasını mümkün kılan enerji santralleri, ulaşım ağları ve liman tesisleri gibi tüm tamamlayıcı altyapıya da finansman sağlayarak ekosistem temelli bir yaklaşımı etkin biçimde uygulamaktadır. 2013-2022 döneminde 150 ülkede altyapıya 679 milyar dolar yatırım yapan Çin, bu dönemdeki yatırımlarının önemli bir kısmını kaynak zengini ülkelerde madencilik faaliyetlerini destekleyecek şekilde stratejik olarak yönlendirmiştir.
Petrolün tankerlerle takip edilebilen ticaretinin aksine, karmaşık ağlarla örülü kritik hammaddeler, günümüzde devletlerin bekasını tayin eden jeopolitik rekabet sahasına evrilmiştir. İran’ın, izlenmesi güç kritik hammadde tedarik zincirlerini ABD yaptırımlarının da etkisiyle son beş yılda tedricen Çin’in hakimiyet alanına eklemleme tercihi, ABD'deki algıyı değiştirmiştir. Bu hamle, İran dosyasını ABD için konvansiyonel bir nükleer sorun olmaktan çıkarıp, Çin'le rekabet ekseninde varoluşsal bir kaynak güvenliği meselesine dönüştürmüştür. Bölgedeki kritik hammadde tedarik zincirinde denetimi altında bulunmayan bu kritik halkayı Çin’e terk etmek istemeyen ABD’nin İran'a dair hareket tarzını, İran’ın bu yeni rekabet sahasında yapacağı tercih tayin edecektir.
https://www.linkedin.com/pulse/nadir-toprak-elementleri-ve-iran-caner-can-mrnuf/
Yorumlar
Yorum Gönder