Dr. Nejat Tamzok

* Bu makale “Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayı Bildiriler Kitabı’nda yayımlanmıştır. (Kaynak gösterme: Tamzok, N., 2025. “‘Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nun analizi ve kömürün konumu üzerine bir değerlendirme”, Kritik ve Stratejik Madenler Çalıştayı Bildiriler Kitabı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 02 Aralık 2025, İstanbul, Türkiye, s. 123-133.)

ÖZET

Küresel enerji dönüşümü ve teknolojik rekabet, hammadde arz güvenliğini ulusal güvenlik stratejilerinin merkezine taşımıştır. Bu süreçte ülkeler, kendi endüstriyel yapıları ve gelecek vizyonları doğrultusunda ‘kritik’ ve ‘stratejik’ hammadde listeleri oluşturmaktadır. Bu çalışma, ABD, Avrupa Birliği, Çin ve Kanada gibi küresel aktörlerin hammadde politikalarını karşılaştırmalı bir perspektifle inceleyerek, Türkiye’nin 2025 yılında yayımlanan ‘Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nu analiz etmekte, dünyada dekarbonizasyon baskısı altında olan ancak Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde vazgeçilmez bir yer tutan kömürün konumunu değerlendirmektedir. Çalışmada, raporun metodoloji ve içerik açısından barındırdığı düşünülen eksiklikler ortaya konulmakta, kömürün ‘kritik maden’ olarak tescil edilerek enerji güvenliğinin öncelik alındığı ancak enerji dönüşümü / yeşil dönüşüm hedeflerinin göz ardı edildiği tespiti yapılmaktadır.

Anahtar kelimeler: Kritik Madenler, Stratejik Hammaddeler, Enerji Arz Güvenliği, Kömür Politikaları, Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu.

ABSTRACT

Global energy transition and technological competition have placed the security of raw material supply at the center of national security strategies. In this process, countries establish ‘critical’ and ‘strategic’ raw material lists in line with their respective industrial structures and future visions. This study examines the raw material policies of global actors such as the USA, the European Union, China, and Canada through a comparative perspective; analyzes ‘Turkey’s Critical and Strategic Minerals Report’ published in 2025; and evaluates the status of coal, which is under global decarbonization pressure yet maintains an indispensable role in Turkey’s energy supply security. The study highlights the perceived deficiencies in the report regarding methodology and content. Furthermore, it identifies that by designating coal as a ‘critical mineral’, The report has prioritized energy security over energy transition / green transformation goals.

Key words: Critical Minerals, Strategic Raw Materials, Energy Supply Security, Coal Policies, Turkey’s Critical and Strategic Minerals Report.

1      GİRİŞ

İnsanlık tarihinin gelişim süreçleri, medeniyetlerin kullandığı malzeme ve madenlerin niteliğine göre dönemlere ayrılmıştır. Bakır ve demir gibi madenlerin işlenmesi yalnızca teknolojik bir sıçramayı değil, aynı zamanda bu kaynaklara hükmeden toplumların siyasi ve askeri üstünlüğünü de temsil etmiştir. Madenler, toplumların refah seviyesini ve hayatta kalma kabiliyetini belirleyen temel unsurlar olmuş; yeni teknolojilerin gelişimiyle birlikte madenlere olan talebin aşırı artması ve buna bağlı olarak arz güvenliği sorunlarının ortaya çıkması, bu madenlerin ‘kritik’ ve ‘stratejik’ olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Diğer taraftan, maden kaynaklarının kontrolü, tarih boyunca jeopolitik gerilimlerin ve büyük ölçekli çatışmaların da kaynağı olmuştur. Birçok küresel çatışma, hammadde kaynaklarına erişimin sürdürülmesi veya rakip güçlerin bu kaynaklardan mahrum bırakılması stratejisi üzerine şekillenmiştir.

Madenlerin kritikliği ya da stratejikliği üzerine yapılan akademik ve kurumsal çalışmaların miladı, İkinci Dünya Savaşı’na kadar dayanmaktadır. ‘Kritik malzemeler’ terimi, ilk defa 1939-1945 yılları arasında askeri amaçlı olarak literatüre girmiştir. ABD Kongresi tarafından 1939’da yürürlüğe konulan ‘Stratejik ve Kritik Malzeme Stoklama Yasası’, ulusal savunma ve temel sivil ihtiyaçların karşılanmasında dışa bağımlılığın risklerini minimize etmeyi amaçlayan ilk kapsamlı yasal düzenlemelerden biridir. Yabancı kaynaklara bağımlılık ve ulusal üretim eksikliğinden yola çıkan bu düzenleme, ulusal acil durumlar ve savaş koşullarında meydana gelebilecek tedarik risklerine karşı bir önlem olarak ortaya konulmuştur (Peck 2019, s.89; IEA 2022).

Soğuk Savaş dönemi boyunca kritik hammadde stratejileri, 1970’li yıllara kadar askeri-savunma odaklı bir perspektifle sürdürülmüştür. Ancak 1973 ve 1979 yıllarında yaşanan küresel petrol krizleri, hammadde güvenliği kavramını savunma sanayi tekelinden çıkararak tüm bir sanayi üretiminin ve ekonomik sürdürülebilirliğin merkezine yerleştirmiştir. Bu dönemde ‘stratejik hammadde’ denildiğinde akla gelen ilk kaynak enerji sektörünün kalbi olan petrol olmuştur.

21. yüzyıla gelindiğinde ise yeni teknolojilerin yükselişi, düşük karbonlu ekonomiye geçiş, yenilenebilir enerji sistemleri, elektrikli araçlar ve benzeri yenilikler ve ileri teknolojiye dayalı dijital altyapılar kritik hammadde algısını kökten değiştirmiş; lityum, kobalt, nadir toprak elementleri gibi spesifik minerallere olan ihtiyacı devasa boyutlara ulaştırmıştır. Öte yandan, söz konusu minerallerin kontrolüne ilişkin olarak küresel güçler arasındaki mücadelenin giderek artması neticesinde, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülke kendi ‘kritik mineral listelerini’ oluşturma çabası içine girmiştir.

Bu çalışmada, öncelikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada ve Çin gibi küresel aktörlerin son dönemde yayımladığı kritik ve stratejik hammadde listeleri, bu listelerin hazırlanış amaçları ve metodolojik nitelikleri üzerinden ele alınmakta, ardından, Türkiye’nin güncel ‘Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’ değerlendirilmektedir. Çalışmanın odak noktasını ise, enerjinin geleceğinde son yıllarda genellikle görmezden gelinen kömürün durumu oluşturmaktadır. Bu kapsamda, kömürün, enerji ve teknolojinin değişen dengeleri çerçevesinde, Dünya ve Türkiye için stratejik ya da kritik olarak tanımlanıp tanımlanmaması gerektiği tartışılmaktadır.

2      KÜRESEL AKTÖRLERİN KRİTİK VE STRATEJİK HAMMADDE YAKLAŞIMLARI VE KÖMÜRÜN YERİ

Madenler ya da genel olarak hammaddeler için kritiklik ve stratejiklik tanımları ülkelerin endüstriyel yapılarına, kaynak yeterliliklerine ve dış politika önceliklerine göre dinamik bir biçimde şekillenmektedir. Bu bağlamda, kritik ve stratejik maden/hammadde listeleri, sadece birer envanter çalışması değil; ulusal güvenlik, enerji güvenliği ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi stratejilerin bir yansımasıdır.

Örneğin ABD, kritik hammadde yönetimini ‘süper güç’ konumunu koruma ve dışa bağımlılığını asgariye indirme hedefleriyle yürütmektedir. Meseleye güvenlik ve sanayi odaklı bakmakta, bu listelerde savunma sanayii ve ileri teknoloji üretiminin ihtiyaçlarını öncelikli olarak ele almaktadır. ABD’de modern anlamda ilk ‘Kritik Mineraller Listesi’ 2018 yılında 35 kritik mineral olarak yayımlanmış (USGS 2018), 2022 yılında ise 50 minerali kapsayacak şekilde genişletilmiştir (USGS 2022). ABD’nin metodolojisi, 2020 Enerji Yasası uyarınca ‘yakıt dışı olma’, ‘tedarik zinciri açısından yüksek arz riski taşıma’ ve ‘enerji üreten, ileten, depolayan ve koruyan teknolojiler de dâhil olmak üzere bir veya daha fazla enerji teknolojisinde temel bir işlev görme’ kriterlerine dayanmaktadır. Bu çerçevede, petrol ve doğal gaz listelerin dışında tutulurken, Kasım 2025 itibarıyla ABD Enerji Bakanlığı ‘metalürjik kömürü’ listeye dâhil etmiştir (USDOE 2025; USGS 2025). Bu kararın gerekçeleri; metalürjik kömürün çelik üretiminde bir yakıt değil kimyasal indirgeyici bir hammadde olarak işlev görmesi, ABD enerji altyapısının vazgeçilmez bir unsuru olması ve tedarik riskinin bulunması şeklinde ortaya konmuştur. Böylece, çoğunlukla elektrik üretimi için kullanılan termal kömür (buhar kömürü) liste dışı kalmaya devam ederken, çelik üretimi için kullanılan metalürjik kömür (koklaşabilir kömür) ‘kritik’ bir hammadde olarak tescillenmiştir.

Doğal kaynaklar açısından dışa bağımlı olan AB, hammadde stratejilerini enerji dönüşümü / Yeşil Mutabakat ve dijitalleşme hedefleri üzerine kurgulamıştır. AB, metodolojik olarak ‘ekonomik önem’ ve ‘arz riski’ eşik değerlerini kullanmakta olup, listelerini her üç yılda bir güncellemektedir. İlk resmi listesini 2011’de 14 hammadde olarak yayımlayan AB, son güncellemeyi 2023 yılında 34 hammadde olarak yapmıştır (EC 2023). AB listelerinde, mevcut ekonomi için elzem olanlar ‘kritik’, geleceğin teknolojileri için kritik olanlar ise ‘stratejik’ olarak ayrıştırılmıştır. Stratejik hammaddeler, yeşil ve dijital dönüşüm ikilisini ve savunma / havacılık hedeflerini destekleyen teknolojiler için önemli olan hammaddelerdir (EC 2023). AB, metalürjik/koklaşabilir kömürü kritik bir hammadde olarak kabul etmekle birlikte, stratejik kategorisine dâhil etmemektedir. Bunun temel nedeni, stratejik sınıflandırmanın geleceğin teknolojileri ve yeşil dönüşüm hedeflerine odaklanmış olmasıdır. Karbonsuzlaşma hedefleri doğrultusunda termal kömür ise hiçbir listede yer almamaktadır, çünkü AB için stratejik hedef zaten bu kömürden tamamen çıkmaktır.

Japonya ve Güney Kore, kritik maden politikalarını dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayinin girdi hassasiyeti üzerine inşa etmiştir. Listelerin oluşumunda, yüksek teknoloji ürünleri ve elektronik imalatını öncelikle ele almaktadır. Japonya, 1980’lerden bu yana sürdürdüğü stratejik stoklama kültürünü 2022’de ‘Ekonomik Güvenlik Teşvik Yasası’ kapsamındaki ‘Kritik Malzemelerin Tedarik Zincirinin Güçlendirilmesi’ politikası ile tahkim etmiştir (Kim 2025). 2024 yılının sonu itibarıyla Japonya hükümeti tarafından belirlenen ve aralarında yarı iletkenler, ileri teknolojili elektronik bileşenler, gemi ve uçak parçalarının da bulunduğu 12 kritik malzeme grubu için Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı (METI) tarafından oluşturulan ‘Kritik Mineral Listesi’ 30 civarında mineralden oluşmaktadır. Güney Kore ise 2023 stratejisiyle 33 madeni kritik, bunlardan 10’unu ‘Stratejik Kritik Mineral’ olarak tanımlamıştır (Kim 2025).

Japonya’da kritik mineral listelerinde kömür bulunmamaktadır. ‘Stratejik Enerji Kaynağı’ kategorisinde değerlendirilen kömür, denizaşırı maden yatırımları ve uzun vadeli alım sözleşmeleriyle güvence altına alınmaktadır. Güney Kore’de ise kömür kritik listelerde bulunmasa da çelik endüstrisi ve enerji güvenliği kapsamında özel stok yönetimine tabi bir emtia statüsündedir.

Doğal kaynak zengini olan Avustralya ve Kanada, kritik hammadde listelerini, ‘ticaret fırsatlarını değerlendirmek’ ve ‘güvenilir tedarikçi şöhretlerini korumak’ hedefleriyle hazırlamaktadır. Her iki ülke de küresel talep projeksiyonlarını ve – başta ABD ile AB olmak üzere – müttefiklerinin ihtiyaçlarını dikkate alan listeler yayımlamaktadır. Avustralya’nın ilk listesi 2019 yılında 24 mineral olarak çıkmış, 31 mineralden oluşan son liste 2024 tarihinde yayımlanmıştır (DISR 2024). Kanada ise ilk listesini 2021 yılında 31 mineral olarak yayımlamış, son güncellemeyi 2024 yılında 34 mineral olarak yapmıştır (Natural Resources Canada 2024). Her iki ülke de kömürü ‘kritik mineral’ listelerine dâhil etmemiştir. Avustralya, kömürü ulusal ekonominin en büyük ihraç kalemi olarak ayrı bir stratejik çerçevede yönetirken; Kanada, ‘Yeşil Çelik’ vizyonu doğrultusunda kömürü dışlamış ama bunun yerine hidrojen bazlı üretimde kullanılan yüksek saflıkta demir cevherini önceliklendirmiştir.

Çin’in yaklaşımı, yukarıda sayılan ülkelerin ‘arz riski’ odaklı savunma mekanizmalarından temelde ayrışmaktadır. Çin, stratejik hammadde yönetimiyle, madenler üzerindeki pazar egemenliğini pekiştirmeyi hedeflemekte, küresel tedarik zincirlerini kontrole odaklanmaktadır. İlk defa 2001 tarihli 10. Beş Yıllık Plan içinde stratejik mineralleri tanımlamaya başlamış, 2016’da ‘Mineral Kaynaklar için Ulusal Plan (2016-3020)’ çalışmasında 24 minerali stratejik olarak tanımlamıştır (IEA 2016). Çin, ihracat kısıtlama listeleriyle kritik mineralleri kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Hangi minerallerin ihracatının kısıtlanacağını belirleyen listeyi en son 2023 yılında güncellemiştir. Çin’in elektrik üretiminin yaklaşık %60’ı halen kömüre dayalıdır ve kömür madenciliği doğrudan enerji güvenliğinin ‘temel taşı’ olarak kabul edilir. Çin Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Plan’da belirlenen stratejik madenler listesinde kömür, ‘Enerji Madenleri’ kategorisinin başında yer alır.

3      ‘TÜRKİYE KRİTİK VE STRATEJİK MADENLER RAPORU’ VE KÖMÜRÜN YERİ

Türkiye’de madenlerin stratejik bir bakış açısıyla sınıflandırılmasına yönelik ilk girişimler 1970’li yıllara, Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’na (1973-1977) kadar uzanmaktadır (DPT 1973). Bu planda, stratejik madenlerin belirlenmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) görüşü ve Devlet Planlama Teşkilâtı’nın (DPT) teklifi üzerine en üst düzeyde Bakanlar Kurulu kararına bağlanmıştır.

Modern anlamda ‘kritik hammadde’ kavramının plan metinlerine girişi ise 2013 tarihli Onuncu Kalkınma Planı ile olmuştur (Kalkınma Bakanlığı 2013). Bu plana göre; “Türkiye ekonomisi için temel ve kritik olan hammaddelerin güvenli teminine yönelik strateji oluşturulacak; kritik hammadde, maden ve minerallerin ülke dışına çıkarılmasında düzeni sağlayacak bir sistem kurulacak; ülkeler ve ülke grupları tarafından belirlenen kritik hammaddeler listesiyle ilgili olarak, başta Nadir Toprak Elementleri olmak üzere, Türkiye’de yer alan hammaddelerin aranması ve üretilmesine yönelik arama programı başlatılacaktır”. Ardından ETKB’nin 2014 tarihli Strateji Planı’nda “Kritik hammaddelerin aranmasını ve değerlendirilmesini teminen, öncelikle ülkemiz için kritik hammaddeler belirlenecektir,” denilerek bu görev Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MİGEM, şimdi Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, MAPEG) koordinatörlüğünde MİGEM, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ETİ MADEN) ve Bor Araştırma Enstitüsü’ne (BOREN) verilmiş ve çalışmanın 2015 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmıştır (ETKB 2014). Ancak bu hedef, On Birinci (SBB 2019) ve On İkinci (SBB 2023) Kalkınma Planlarında da yinelenmesine rağmen, somut bir listenin kamuoyuyla paylaşılması on iki yıllık gecikme ile ancak 2025 yılında mümkün olabilmiştir. ETKB tarafından yayımlanan ‘Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’ (ETKB 2025), Türkiye’nin bu alandaki ilk derli toplu belgesi olması açısından kıymetli olsa da metodoloji ve içerik açısından önemli eksiklikler barındırmaktadır:

a) Vizyon ve Hedef Eksikliği: Raporun önsözünde isabetli bir şekilde; “Her ülke, sahip olduğu kaynakları ve ihtiyaçları analiz ederek kendisi için kritik ve stratejik madenleri belirlemektedir. Burada; milli güvenlik, ekonomik büyüme, teknolojik gelişme ve sürdürülebilir kalkınma gibi çeşitli kriterlere bakılmaktadır. Ayrıca, ülkelerin endüstriyel yapısı, teknolojik altyapısı ve ticaret politikaları da stratejik ve madenlerin belirlenmesinde etkili olmaktadır,” ifadelerine yer verilmekle birlikte, metnin bütününde bu ifadelerin karşılığı olabilecek bir analiz bulunmamaktadır. Bu haliyle, rapor, mevcut durumu tanımlayan bir yaklaşımla sınırlı kalmakta, ancak ülkeyi geleceğe taşıyacak teknolojik dönüşüm, yerlileşme, yeşil enerji benzeri hedeflerle mantıksal bağlantıları kuramamaktadır.

Raporda; kritik madenler “arz kesintisi veya yüksek fiyat artışı halinde ciddi ekonomik sorunların veya tedarik güvenlik zafiyetinin doğabileceği, sanayi üretiminin temel girdilerinden olan ve yüksek arz riski taşıyan madenler” şeklinde, stratejik madenler ise “ulusal güvenlik ve ekonomik refah için temel öneme sahip olan ve iç veya dış etkenler nedeniyle arzı kısıtlanabilir madenler” olarak tanımlanmakta, dolayısıyla kritik madenler ‘arz riski ve ekonomik zafiyet’ üzerinden; stratejik madenler ise ‘ulusal güvenlik ve refah’ temelinde ayrıştırılmaktadır. Ancak bu tanımlamalar, statik birer durum tespitinden öteye geçememektedir. Nitekim belgede; tanımlanan kritik ve stratejik madenlerle Türkiye’nin sahip olduğu maden kaynaklarından azami katma değer sağlanması, yerli üretimin arttırılarak dışa bağımlılığın azaltılması ya da ileri teknoloji üretimi, dijitalleşme gibi amaç ve hedeflerle somut bir ilişki bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, günümüzdeki küresel maden jeopolitiğinin asıl itici güçleri olan ‘enerji dönüşümü’, ‘temiz enerjiye geçiş’ ya da ‘dekarbonizasyon’ gibi stratejik hedeflerin raporda yer bulmamış olması, hazırlanan listenin geleceğin teknolojik ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade, ülkenin mevcut kalkınma modelini korumaya yönelik olduğu izlenimini uyandırmaktadır.

b) Kapsam ve Veri Sorunu: Raporda; “öncelikle küresel olarak önem arz eden madenlerin aday maden olarak belirlenmiş” olması (ETKB 2025, s.7), Türkiye için önemli olabilecek ama küresel olarak önem taşımayan madenler varsa onların bu aday listesine alınmamış olabileceğini akla getirmektedir. Ayrıca, raporda; “aday madenlerin belirlenmesinden sonra ilk etapta ülkemiz için temel madenler arasından 37 maden için kritiklik puan hesaplamaları yapıldığı,” belirtilmekte (ETKB 2025, s.8), ancak ülkemiz için ‘temel madenler’in hangileri olduğu ve nasıl seçildikleri bilgisine yer verilmemektedir. Öte yandan, raporda 63 aday maden belirlenmiş olmakla birlikte, sadece 37’si için tam puanlama yapılabilmiştir (ETKB 2025, s.7). Bazı madenlerin sadece ‘veriye erişilemediği’ gerekçesiyle kapsam dışı bırakılması, ulusal bir strateji belgesi için ciddi bir eksikliktir. Yine, stratejik olarak belirlenen 26 madenin içinde kritik olarak değerlendirilmeyen 16 maden bulunmaktadır ve bunların bir kısmı Türkiye’de üretilmeyen ve yurt dışından tedarikine dair önemli riskleri barındıran madenlerdir. Bu husus raporda dile getirilmekle birlikte (ETKB 2025, s.21-22), söz konusu madenlerin kritik listede yer almamış olmaları dikkate değer bir eksikliktir.

c) Yöntem Sorunu: Raporun metodolojik altyapısının dışarıdan ithal edildiği, ayrıca minerallerin tespitinde büyük ölçüde matematiksel formülasyonlar kullanılırken niteliksel değerlendirmelerin rapora dâhil edilmediği anlaşılmaktadır. Ancak, teknolojik altyapısı ya da kaynak potansiyeli Türkiye’den tamamen farklı bir başka ülkenin yöntemini doğrudan benimsemek, yerel dinamiklerin rapora tam olarak yansımasını engelleyecektir. Kullanılan yöntemlerin Batılı ülkelerle benzer olmasının bir gereği yoktur; her ülke, yöntemini kendi özgün ihtiyaçlarından hareket ederek belirlemektedir. Japonya veya AB gibi farklı kaynak yapılarına sahip ülkelerin yöntemleri yerine, Türkiye’nin jeolojik potansiyelini ve sanayi önceliklerini merkeze alan yerli bir değerlendirme sistemi geliştirilmelidir. Diğer taraftan, belirlenen minerallerin tamamen sayısal hesaplamalara dayandırılırken, uzman kişi ya da – kamu dışındaki – kuruluşların değerlendirmelerinin alınmamış olması da çalışma için kayda değer diğer bir eksikliğe işaret etmektedir. Sektörel sivil toplum kuruluşları ve akademiyle daha şeffaf bir istişare sürecinin yürütülmemiş olması raporun kapsayıcılığını zayıflatmaktadır.

Raporda, kömür, toplam 63 adaydan biri olarak değerlendirmeye alınmış, nihayetinde ‘Önemli Kritik Madenler Listesi’nde yer verilmiş, “Stratejik Madenler Listesi”ne ise alınmamıştır. Kritik maden olarak belirlenen kömür, buhar ya da metalürjik kömür şeklinde nitelenmemektedir. Buradan, her tür kömürün aday listeye alındığı sonucu çıkmaktadır. Bu durum, raporun, yerli linyit kaynaklarından ithal taşkömürüne kadar tüm segmentleri ‘kritik’ olarak gördüğü anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, Türkiye’nin elektrik üretiminin yaklaşık %35’ini ve sanayi enerjisinin önemli bir kısmını sağlayan kömürün, raporun kendi tanımlamalarından hareketle, “sanayi üretiminin temel girdilerinden olan ve yüksek arz riski taşıyan maden” kapsamına alınırken “ulusal güvenlik ve ekonomik refah için temel öneme sahip” görülmemesi raporun metodolojisindeki çelişkiye de işaret etmektedir. Nihayetinde, sadece metalürjik kömür değil ama kömürün her türlüsü artık ‘tasfiye edilecek bir yakıt’ olarak değil, ‘kritik bir maden’ olarak tescil edilmiş olmaktadır.

4      KÖMÜR TÜRKİYE İÇİN KRİTİK YA DA STRATEJİK BİR MADEN MİDİR?

Son yıllarda, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere pek çok resmi ya da sivil kuruluş tarafından tehlike çanları çalındı; iklim krizinin her geçen gün derinleştiği, önlem alınmazsa kısa sürede insanlık için geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş olacağına dair sayısız bilimsel yayın ortaya konuldu. Bugün artık küresel ısınmanın temel nedeninin fosil yakıt tüketimleri olduğu bilimsel bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla, bu sorun uzun yıllardır aynı zamanda küresel enerji denkleminin de ayrılmaz bir parçası olmuştur. Sorunun çözümü, insanın fosil yakıtları hızla terk ederek daha temiz enerji kaynaklarına yönelmesiyle, bu anlamda bir enerji dönüşümü süreciyle mümkün olabilecektir.

Bununla birlikte, fosil yakıt tüketimlerinin mevcut durumuna ve gelişim çizgilerine bakıldığında, dönüşümün yakın dönemde önemli ölçülerde gerçekleşebileceğine dair iyimser olabilmek çok da kolay değildir. Son 25 yılda birincil enerjideki tüketim artışı toplam %59 seviyesindeyken petrolde %30, kömürde %73 ve doğal gazda %79 düzeyinde artışlar söz konusudur. Dünya enerji tüketiminde fosil yakıtların payı 2024 yılı itibarıyla %33,6 petrol, %27,9 kömür ve %25,1 doğal gaz olmak üzere toplamda %86,6 düzeyindedir ve yüzyılın başına göre sadece 2,5 puanlık bir gerileme söz konusudur (EI 2025). Son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında önemli ilerlemeler kaydedilmesine karşın, fosil yakıtlar küresel enerji tüketiminde başat rol oynamaya devam etmektedir. Kömür ise en azından 150 yıl boyunca en temel enerji kaynaklarından biri olma özelliğini korumuştur (Laherrere 2005; IEA 2007-2025; IEA 2005-2019; EI 2025). Bu süreçte pek çok yeni enerji kaynağının ortaya çıkmasına ve son yıllarda çevresel etkileri nedeniyle yoğun bir şekilde tartışılmasına rağmen, dünya kömür kullanımından vazgeçememektedir.

Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru artık sonunun geldiği düşünülen kömür, yeni yüzyılla birlikte yeni bir canlanma dönemi yaşamış, küresel kömür tüketimi rekor seviyelere çıkmıştır. Dünya toplam kömür üretimi 1999 yılından itibaren 15 yıl boyunca kesintisiz artarak 4,7 milyar ton seviyesinden 2013 yılında 8,2 milyar tona kadar yükselmiş, 2013 yılındaki zirve noktasından sonra hızını kaybetse de o tarihten 2021 yılına kadar yıllık 7,5 milyar ton ile 8,2 milyar ton arasındaki bir aralıkta dalgalanmıştır. 2022 yılından itibaren tekrar yükselişe geçen kömür üretimi 2024 yılında 9,2 milyar tonu da aşarak rekor kırmıştır. Yüzyılın başından bugüne kadar olan 25 yıllık dönemde kömür üretim artışı iki katına yakındır (EI 2025). Yine, yüzyılın başından itibaren kömürün dünya birincil enerji talebini karşılama oranı ortalama %29 düzeyinde seyretmiş, küresel elektrik üretiminde kullanım payı ise ortalama %38 olmuştur (EI, 2025).

Aralarında Türkiye’nin de olduğu pek çok ülke için kömürden vazgeçmenin aynı zamanda enerji güvenliğinden ve giderek milli güvenlikten vazgeçmekle eşdeğer olduğu, kömürün hâlâ yoksulluktan kurtuluş ya da toplumsal refah anlamına geldiği açıktır. Diğer taraftan, başta Çin, Hindistan ve Rusya olmak üzere dünyada çok sayıda ülkede milyonlarca insan geçimlerini kömür üretimi, iletimi ya da dağıtımından sağlamaktadır. Bu nedenle, bu ülkeler için kömürden çıkış süreçleri, aynı zamanda ciddi ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşılaşmak demektir (Tamzok 2021). Neticede, petrol ve doğal gaz gibi kömür de dünyadaki pek çok ülke için stratejik ve kritik hammaddedir.

Türkiye’deki fosil yakıt tüketimi de dünya ortalamasına yakın seyretmektedir. Ülkemiz birincil enerji tüketiminde fosil yakıtların payı 2024 yılı itibarıyla %33,7 petrol, %26,1 doğal gaz, %25,6 kömür olmak üzere toplam %85,4 düzeyinde olmuştur. Kömür tüketimi ise özellikle son 10 yılda hızla artarak 2015’deki 93,1 milyon tondan 2022 yılında 130,4 milyon tona kadar yükselmiştir. 2024 yılı itibarıyla kömür tüketimi 123 milyon ton seviyesindedir. Türkiye, 2024 yılında dünyada en fazla kömür tüketen onuncu ülke konumundadır (EI 2025).

Kömürün ülkemiz enerji ihtiyacını karşılamadaki payı son 25 yıldır %25-30 aralığında seyretmekte olup, dönem ortalaması %27 olarak gerçekleşmiştir. 2024 yılında ise %25,6 düzeyindedir (ETKB-EİGM 1970-2024). Türkiye’de kömür tüketiminin sektörel dağılımında en büyük pay 1970’lerin sonlarından itibaren her zaman elektrik üretiminin olmuştur. 2024 yılında ülkemizdeki kömür arzının – miktar bazında – %82,7’si elektrik ve ısı üretiminde, %8,1’i – başta çimento ve ana metal sanayi olmak üzere – sanayi sektörlerinde, %4,2’si kok fırınlarında ve %5’i ise ısınma amaçlı olarak tüketilmiştir. Diğer taraftan, elektrik ve ısı üretiminde tüketilen toplam enerjinin 34,8’i kömürden karşılanmaktadır. Bu oran, ana metal sanayiinde %11,2, çimento sanayiinde %28,4, ve ısınmada %6,4 şeklindedir (ETKB-EİGM 1970-2024). Kok fırınlarının ihtiyacı olan enerjinin ise neredeyse tamamı kömürden gelmektedir. Kömürün denklemden çıkarılması halinde, ülkemiz elektrik ve ısı üretimi yanında sanayisinin de önemli bir bölümünün ciddi şekilde etkilenmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nun tanımlamalarından hareket edildiğinde; kömürün, ulusal güvenlik ve ekonomik refah için temel öneme sahip olduğu ve bu nedenle Türkiye için stratejik bir hammadde olduğu açıktır.

Kömürün kritiklik boyutu ise özellikle yerli üretimdeki gerileme ve ithalat bağımlılığı üzerinden okunabilir. Ülkemiz kömür tüketiminin önemli bir kısmı ithalat suretiyle karşılanmakta olup, yerli kömürün payı her geçen yıl gerilemektedir. Türkiye’nin enerji tüketiminde yerli kömürün payı 2000 yılındaki %17,3 seviyesinden 2024 itibarıyla %10,3 seviyesine kadar düşerken, aynı dönemde ithal kömürün payı %11,1’den %14,9’a yükselmiştir. Elektrik ve ısı üretimindeki tablo daha da olumsuzdur: Burada yerli kömürün payı aynı dönemde %30,1’den %13,4’e gerilerken, ithal kömürün payı %0,5’den %21,3’e kadar yükselmiştir (ETKB-EİGM 1970-2024).

Netice olarak, mevcut üretim düzeyi ile devam edilmesi halinde, yerli kömürün ülkemiz enerji talebini karşılamadaki payının her yıl biraz daha geriye düşeceği açıktır. Bununla birlikte, yerli kömür arzının artırılabilmesi noktasında önemli darboğazlar bulunmaktadır. Bunların en başında ise ülkemiz kömür rezervlerinin işletme zorlukları gelmektedir. Kömür aramaları son yıllarda teşvik edilmiş, Türkiye’nin arama bütçesi içindeki en büyük pay linyitlere ayrılmış ve önemli bir kaynak artışı sağlanmıştır. Bununla birlikte, söz konusu kaynak miktarı, gerçekte Türkiye’nin brüt kömür varlığıdır. Bu miktar, önemli ölçüde kanıtlanmış ve üretilebilir rezervi de içermekle beraber, tamamı bu nitelikte değildir ve geliştirilen bu yeni kaynağın yatırıma dönüştürülmesi noktasında bugüne kadar belirgin bir ilerleme de sağlanamamıştır (Tamzok 2021). Rezervin önemli bir bölümü, ekonomik olarak işletilemeyecek kadar derindedir. Bir kısım kaynağın üzerinde yerleşim yerleri ya da alt yapı tesisleri bulunduğundan işletilebilmesi son derece zordur. Üstelik, yerelde ciddi çevresel sınırlamalar söz konusudur. Diğer taraftan, Türkiye’nin kömür kaynaklarının %90’ından fazlası düşük kaliteli linyitlerden oluşmakta olup, bu linyitlerin yaklaşık %60’ının alt ısıl değeri 2.000 kcal/kg’ın altındadır (Tamzok 2021). Bu unsur, kömür üretim maliyetlerinin artmasında önemli bir faktördür. Soma ve Tunçbilek gibi kalitesi nispeten daha iyi olan kömür havzalarındaki rezervler tükendikçe, madencilik faaliyetlerinin daha derinlerde ve daha zor şartlarda yapılması gerekmekte, dolayısıyla üretim maliyetleri artmaktadır.

Kömür üretimini artırma noktasında bir diğer risk ise yatırımların finansmanına ilişkindir. 70’li yıllardaki kömür yatırımları kamu tarafından finanse edilebilmiştir. Ancak bugün, kamunun bu alanda yatırım yapmasına imkân tanınmamakta ve yatırımların özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Ancak, özel sermaye, -içerdiği büyük ölçekli riskler nedeniyle- yerli kömüre yatırım yapma konusunda son derece çekingen davranmakta, yeni yatırım gerektiren projelere sermaye koyma noktasında uzak durmaktadır. Mevcut işletmelerin özelleştirilmesi ya da rodövans yöntemiyle kamu adına kömür üretimi söz konusu olduğunda çok daha atak olan yerli sermaye, iş yeni yatırım gerektiren projelere sermaye koymaya geldiğinde, kömür madenciliğinin risklerini göze almaya yanaşmamaktadır (Tamzok 2016). Yabancı sermaye ise bu alana neredeyse hiç girmemektedir. Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ya da Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi pek çok kuruluş, istisnai durumlar dışında kömür yakıtlı enerji santral yatırımlarına finansman sağlamayacaklarını duyurmuşlardır. Özel bankaların da bunları izlemesiyle kömür projelerinin finansman maliyetleri çok daha yüksek seviyelere gelmiş durumdadır. Dolayısıyla, Türkiye, yerli kömüre dayalı yatırımlarına finansman bulabilme konusunda uzun zamandır zorlanmaktadır (Tamzok 2016). Öte yandan, dünyada uygulanmakta olan karbon fiyatlandırma mekanizmalarının sayısı son on yılda iki kattan fazla artış göstermiştir. Ayrıca, sınırda karbon vergisi benzeri uygulamaların yaygınlaşmasıyla kömür yatırımlarının finansmanı bakımından daha ciddi zorluklar ortaya çıkacaktır.

Diğer taraftan, kömürün yurt dışından tedariki noktasında da ciddi riskler bulunmaktadır. 1980’li yıllardan önce oldukça düşük miktarlarda başlayan Türkiye’nin kömür ithalatı, 1990’lı yılların sonlarında 10 milyon tonun ve 2000’li yılların ortalarında ise 20 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Son 2 yıldır 40 milyon tonun üzerinde seyreden ithalat, 2024 yılı itibarıyla 40,7 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (ETKB-EİGM 1970-2024). Bununla birlikte, küresel kömür üretiminde son yirmi beş yılda yaşanan hızlı artış, aynı zamanda ekonomik olarak işletilebilir kömür rezervlerinde de hızlı bir düşüşe neden olmuştur. Yakın geçmişe kadar bol, ucuz ve güvenilir bir enerji kaynağı olarak nitelendirilen kömürün, hızlı tüketim döneminin ardından bu özelliklerini önemli ölçüde kaybetmiş olması önümüzdeki yıllarda kömür arzının bugün olduğundan çok daha maliyetli olacağına işaret etmektedir.

Diğer taraftan, dünya kömür rezerv ve üretimleri az sayıda ülkenin kontrolünde bulunmaktadır. Rezervlerin %91’i ve üretimlerin ise %93’ü sadece 10 ülkededir (EI 2025). Aynı şekilde, 2024 yılı itibarıyla küresel kömür ihracatının %92,5’i sadece 7 ülke tarafından yapılmıştır (IEA 2024). Neticede, kömürde gerek rezerv ve üretim gerekse ticaret noktasında yüksek oranda bir yoğunlaşma, dolayısıyla tedarik riski söz konusudur. Üstelik 2024 yılı itibarıyla ülkemiz kömür ithalatının %61’i Rusya Federasyonu’ndan, %21’i ise Kolombiya’dan yapılmıştır (TÜİK 2025). İthalatın %82’sinin sadece 2 ülkeye bağlanmış olması, tedarik riskini daha da artırmaktadır.

Neticede, yine Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nun tanımlamalarından hareket edersek; kömürün “arz kesintisi veya yüksek fiyat artışı halinde ciddi ekonomik sorunların veya tedarik güvenlik zafiyetinin doğabileceği, sanayi üretiminin temel girdilerinden olan ve yüksek arz riski taşıyan maden” olması nedeniyle ‘kritik’ sınıflamasına girmesi doğaldır. Nitekim bu husus, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan 2024-2028 Stratejik Planı’nda da “Yerli kömür kaynaklarına sanayi ve elektrik üretiminde ihtiyaç duyulduğu” saptaması ile yer almış ve “ithal kömür maliyetlerinin artması ve doğal gazda büyük ölçüde dışa bağımlı olunması sebebiyle yerli kömür üretiminin artırılması gerekliliği” ifade edilmiştir (ETKB 2024).

5      SONUÇ

Stratejik ve kritik madenlerin tespiti, yalnızca bugün için bir ihtiyaç analizi olarak değil; ülkenin gelecekteki amaç ve hedefleri de dikkate alınarak yapılır. Özellikle sanayi ve teknoloji alanında gidilmek istenen yön bu belirlemede önemlidir. Ülkeler, sanayi ve teknoloji politikalarını, bu alanları besleyecek hammadde stratejileriyle eş güdümlü olarak kurgular. Stratejik ve kritik madenlerin belirlenmesi, ekonomide, sanayide, enerjide ya da teknolojide gidilecek yöne ilişkin ipuçlarını vermesi bakımından önemlidir. Ekonomik sektörler, yatırımcılar, akademik dünya, Ar-Ge kuruluşları bu ipuçlarından hareketle kendilerini yapılandırır, planlamalarını yaparlar. Bugün ya da gelecekte ülke için kritik ya da stratejik görülmeyen bir madenin aranmasına ya da üretimine gereksiz kaynak harcanmaz, o madene dayalı sanayi yatırımlarına girişilmez, üniversitelerde ya da araştırma kurumlarında ülkenin geleceğinde yeri olmayan madenler için boşa zaman harcanmaz. Dolayısıyla bu listeler, ulusal kaynakların en doğru alanlara kanalize edilmesini sağlayan birer pusula görevi görecektir.

Stratejik ve kritik minerallerin evrensel düzeyde kabul görmüş tek bir tanımı ya da bu minerallerin belirlenmesinde uluslararası standartlara bağlanmış bir kural seti bulunmamaktadır. Her ülke, kendi özgün amaç ve hedefleri doğrultusunda kendi tanımını ve metodolojisini geliştirerek hammadde listelerini oluşturur. Çeşitli ülkelerin listeleri incelendiğinde, iki temel eğilim öne çıkmaktadır: Bunlardan ilki, AB ve ABD’de belirgin olan ‘arz riski’ ve ‘enerji dönüşümü’ odaklıdır. Bu yaklaşımda temel kriter, hammaddelerin ‘yakıt dışı’ kullanımına dayanmaktadır. Bu ülkelerde, temel strateji fosil yakıtlardan kurtulup daha temiz enerjilere geçmek olduğundan listelere fosil yakıtları da dâhil etmek başlı başına bir çelişki olacaktır. Bu nedenle, yakıt olarak kullanılan termal kömür listelerin dışında tutulurken, çelik üretiminde ‘yakıt dışı’ amaçlı tüketilen metalürjik kömür ‘stratejik’ kabul edilmektedir. İkinci eğilimde ise, Çin örneğinde olduğu gibi, enerji arz güvenliği, enerji dönüşümü sürecinden daha öncelikli görülmekte, yakıt amaçlı tüketilen kömür, ekonominin ‘temel taşlarından biri’ olma sıfatıyla kritik ve stratejik hammadde listelerinde merkezi bir konuma yerleştirilmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu incelendiğinde, Türkiye’nin ikinci eğilime yakın bir duruşu tercih ettiği ve bu nedenle kömürü “Önemli Kritik Maden” olarak nitelediği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, kömürün kritik olarak değerlendirilirken stratejik listede yer almaması, raporun kavramsal çerçevesi içerisinde dikkate değer bir çelişkiyi teşkil etmektedir.

Sonuç olarak kömür; tüm çevresel olumsuzluklarına karşın Türkiye için öncelikli enerji kaynaklarından biri olma vasfını sürdürmektedir. Enerji arz güvenliği sorununun stratejik boyutları göz önüne alındığında, yerli kömür arama ve üretim faaliyetlerinin sürdürülmesi ülke menfaatleri açısından öncelikli görülmüştür. Bununla birlikte, küresel ölçekte yenilenebilir enerji ve depolama teknolojilerinin kat ettiği mesafe ile çevresel regülasyonların yarattığı yatırım zorlukları göz ardı edilmemelidir. Bu dinamikler, kömür rezervlerinin ekonomik olarak değerlendirilme şansının zamanla azalabileceğine ve kömürün stratejik öncelikler sıralamasında gerileyebileceğine işaret etmektedir.

KAYNAKLAR

Department of Industry, Science and Resources of Australia [DISR], 2024. Australia’s Critical Minerals List and Strategic Materials List, Şubat 2024, https://www.industry.gov.au/publications/australias-critical-minerals-list-and-strategic-materials-list

Devlet Planlama Teşkilatı [DPT], 1973. Yeni Strateji ve Kalkınma Planı, Üçüncü Beş Yıl, 1973-1977, (Yayın no. DPT: 1272, 1973).

Energy Institute [EI], 2025. Statistical Review of World Energy 2025.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü [ETKB-EİGM], 1970-2024. Ulusal Enerji Denge Tabloları (1970-2024 yıllarını kapsayan tüm seri).

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı [ETKB], 2014. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2015-2019 Stratejik Planı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı [ETKB], 2024. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2024-2028 Stratejik Planı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Tabii Kaynaklar Dairesi Başkanlığı [ETKB], 2025. Türkiye Kritik ve Stratejik Madenler Raporu.

European Commission [EC], 2023. Study on the Critical Raw Materials for the EU 2023 – Final Report.

International Energy Agency [IEA], 2005-2019. Coal information reports (2005-2019 yıllarını kapsayan tüm seri). IEA Publications.

International Energy Agency [IEA], 2007-2025. World energy outlook reports (2007-2025 yıllarını kapsayan tüm seri). IEA Publications.

International Energy Agency [IEA], 2016. National plan for mineral resources 2016-2020. https://www.iea.org/policies/15519-national-plan-for-mineral-resources-2016-2020

International Energy Agency [IEA], 2022. Strategic and Critical Materials Stock Piling Act. Erişim: 11 Ocak 2026, https://www.iea.org/policies/15534-strategic-and-critical-materials-stock-piling-act

International Energy Agency [IEA], 2024. Coal 2024 – Analysis and forecast to 2027.

Kalkınma Bakanlığı, 2013. Onuncu Kalkınma Planı, 2014-2018 (Ankara, Temmuz 2013).

Kim, G. P., 2025. Japan’s Critical Minerals Policy and its Implications for South Korea, World Economy Brief, vol. 15, no. 5, 7 Feb. 2025, pp. 1-11.

Laherrère, J., 2005. “Peak oil and other peaks”, Presentation at the CERN meeting.

Natural Resources Canada, 2024. Government of Canada releases updated critical minerals list. Government of Canada. https://www.canada.ca/en/natural-resources-canada/news/2024/06/government-of-canada-releases-updated-critical-minerals-list.html

Peck, D., 2019. A historical perspective of critical materials, 1939 to 2006, In S. E. Offerman (Ed.), Critical materials: Underlying causes and sustainable mitigation strategies (pp. 85–101). World Scientific Publishing.

Tamzok, N., 2016. “Yerli kömürler Türkiye için kurtarıcı olur mu?”, EnerjiPolitik, https://enerjipolitik.com/2016/02/18/yerli-komurler-turkiye-icin-kurtarici-olur-mu-3/

Tamzok, N., 2021. “Dünya’da ve Türkiye’de Kömür Politikaları”, Kömür ve Enerji Çalıştayı, TMMOB Maden Mühendisleri Odası, 20 Şubat 2021.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı [SBB], 2019. On Birinci Kalkınma Planı, 2019-2023 (Ankara, Temmuz 2019).

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı [SBB], 2023. On İkinci Kalkınma Planı, 2024-2028 (Ankara, 2023).

Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK], 2025. Dış Ticaret İstatistikleri. TÜİK İstatistik Veri Portalı, https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Dis-Ticaret-104

U.S. Department of Energy [USDOE], 2025. The Intrinsic Role of Coal in Achieving Steel Dominance.

U.S. Geological Survey [USGS], 2018. Interior Releases 2018’s Final List of 35 Minerals Deemed Critical to U.S. National Security and the Economy, 18 Mayıs 2018, https://www.usgs.gov/news/national-news-release/interior-releases-2018s-final-list-35-minerals-deemed-critical-us

U.S. Geological Survey [USGS], 2022. U.S. Geological Survey Releases 2022 List of Critical Minerals, 22 Şubat 2022, https://www.usgs.gov/news/national-news-release/us-geological-survey-releases-2022-list-critical-minerals

U.S. Geological Survey [USGS], 2025. About the 2025 List of Critical Minerals, 6 Kasım 2025, https://www.usgs.gov/programs/mineral-resources-program/science/about-2025-list-critical-minerals


KAYNAK

https://enerjipolitik.com/2026/02/17/turkiye-kritik-ve-stratejik-madenler-raporunun-analizi-ve-komurun-konumu-uzerine-bir-degerlendirme/


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geological Methods in Mineral Exploration and Mining / Roger Marjoribanks

Baz metal yataklarının uzaktan algılama ile belirlenmesine bir örnek: Hakkari güneyi…

Çatalçam (Soma-Manisa) Au-Pb-Zn-Cu cevherleşmesinin jeolojik, mineralojikpetrografik ve sıvı kapanım özellikleri

ALACAKAYA (ELAZIĞ) MERMERİNDE GULEMAN OFİYOLİTİNİN MUCİZESİ

Tectonic Triggers for Postsubduction Magmatic-Hydrothermal Gold Metallogeny in the Late Cenozoic Anatolian Metallogenic Trend, Türkiye