Afrika'nın kritik mineraller fırsatı artık sadece jeolojiyle ilgili değil aynı zamanda ekosistemlerle de ilgili
Kariyerimin büyük bir bölümünü Afrika'da çalışarak geçirdiğim için, bu durum kendi deneyimimle de güçlü bir şekilde örtüşüyor. Kıtanın rekabet avantajı artık sadece mineral zenginliği değil, entegre endüstriyel ekosistemler kurma fırsatıdır.
McKinsey'nin son raporundan alınan bu harita, Afrika'da çalışan birçoğumuzun gözlemlediği bir şeyi gösteriyor: Maden varlıkları doğal olarak kümelenmiş durumda, ancak destekleyici altyapı genellikle öyle değil.
Gerçek fırsat, izole projeler yerine, ortak demiryolu, limanlar, enerji, işleme ve endüstriyel kapasiteye sahip entegre madencilik koridorları geliştirmekte yatıyor.
Hükümetler, yatırımcılar ve endüstri için soru, "Mineraller nerede?"den "Rekabetçi bölgesel değer zincirlerini nasıl kurarız?"a dönüşüyor.
Afrika kaynaklara sahip. Şimdi ekosistemleri kurma zamanı.
Bölgesel madencilik kümelerinin, Afrika'nın bir sonraki
endüstriyel büyüme aşamasının kilidini açmanın anahtarı olduğuna inanıyor
musunuz?
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ekoloji, Ekosistem ve Ekosistemin Bileşenleri
-Ekoloji: Canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri inceleyen bilim dalıdır.
-Ekosistem: Belirli sınırlar içinde yer alan tüm organizmalar ve bu organizmalarla etkileşim içinde bulunan abiyotik faktörlerin tamamına denir.
Ekosistemin Cansız (abiyotik) Bileşenleri:
a) Işık: Yaşam için gerekli olan enerjinin kaynağı güneşten gelen ışıktır. Yeryüzüne ulaşan görünür ışığın küçük bir bölümü, fotosentezle kimyasal enerjiye dönüştürülerek üretilen organik maddelerin (besinlerin) yapısına katılır. Ekosistemdeki canlılar enerji kaynağı olarak organik maddelerdeki bu enerjiyi kullanırlar.
-Güneş ışığının şiddeti, miktarı ve süresi bitkilerin uygun coğrafik alanlara yayılmasında etkilidir. Baykuş, yarasa, kirpi vb. gece aktif olan türlerin yanı sıra bülbül gibi bazı ötücü kuşlar ve ipek böceği gibi bazı böcekler alaca karanlıkta aktiftir.
- Çiçekli bitkilerin çiçek açmasında da gün uzunluğunun ve ışık alma süresinin önemi vardır. Örneğin kasımpatıları sonbaharda çiçek açar.
b) Sıcaklık: Canlıda enzimlerin çalışmasını dolayısıyla kimyasal tepkimelerin hızını etkiler. Bu nedenle bütün fizyolojik ve biyokimyasal işlevler üzerinde etkisi vardır.
-Ayrıca sıcaklık atmosferdeki hava hareketlerinden, iklimsel değişikliklerin oluşmasından ve mevsimlerin ortaya çıkmasından sorumlu bir ekolojik faktördür.
-Sıcaklık artışı, hayvanlardaki metabolizma hızını da artırır. Sıcaklık yükseldiğinde sabit vücut ısılı hayvanlar yer değiştirmeyle serinlemeye çalışır. Sıcaklık değişimleri bazı hayvanlarda göç etme, kış uykusuna yatma ve gece aktif olma gibi davranışlara yol açar. Örneğin, çölde yaşayan akreplerin geceleri aktifleştiği görülür. Leylekler bulundukları ortam soğuyunca sıcak ülkelere göç ederler.
c) İklim: Uzun bir zaman aralığı içinde belirli bir bölgede etkin olan atmosfer koşullarına iklim adı verilir. İklimin ana öğelerini sıcaklık, nem, yağış ve hava hareketleri oluşturur. Canlılar kendilerine uygun iklim şartlarında yaşamlarını sürdürürler.
d) Toprak ve Mineraller: Toprak; yeryüzünü kaplayan kayaçların rüzgar, su ve sıcaklığın aşındırıcı etkisi ile ufalanması sonucu oluşur. Canlılara hem yaşama ortamı hem de besin sağlar. Bitkiler, gerekli mineralleri su ile birlikte topraktan alırlar.
e) Su ve pH: Yaşam için çok önemli bir abiyotik faktördür. Canlı hücrelerinde metabolik faaliyetlerin oluşabilmesi için belirli oranda suya gereksinim vardır.
Su, çok iyi bir çözücü olup bazı maddeleri çözerek çözeltiler oluşturabilir. Sulu çözeltiler, içerdikleri hidrojen iyonu veya hidroksit iyonu derişimine göre asidik ya da bazik çözeltiler olarak isimlendirilirler. Eğer çözeltinin OH- iyonu fazla ise çözelti bazik; H+ iyonu derişimi fazla ise çözelti asidik olur. Bir ortamın asidik ya da bazik olması, o ortamda yaşayan canlıları etkilemektedir. Her organizmanın yaşamını sürdürebildiği uygun pH değerleri vardır. Nötüre yakın pH değerlerine sahip ortamlarda yaşayan canlı türlerinin sayısı daha fazladır.
f) İklim: Bir bölgede uzun süre hüküm süren hava koşullarına iklim denir. Işık, sıcaklık, yağış, rüzgâr, nem gibi fiziksel faktörler iklimi oluşturan temel unsurlardır.
İklim koşulları ekosistemdeki canlıların dağılışını ve etkinliklerini belirler. İklim şartları, geniş bir alanda hüküm sürer. Ancak bu alan içerisinde canlıların yaşadığı, farklı koşulların hüküm sürdüğü küçük alanlar vardır. Özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir.
Ekosistemin Canlı (biyotik) Bileşenleri:
-Bir ekosistem içerisinde bulunan ve birbirlerini etkileyen canlı varlıkların tümüne biyotik faktör denir.
-Ekosistemi etkileyen biyotik faktörlerden olan canlılar, ekolojik işlevlerine (nişlerine) göre üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak üç grupta incelenmektedir.
a. Üreticiler (ototroflar)
-İnorganik maddelerden organik madde sentezi yapabilen canlılardır. Üretici canlılara “ototrof canlılar” da denir.
-Üreticiler, hem fotosentez veya kemosentez olaylarını gerçekleştirerek kendi besinlerini yaparlarken hem de ekosistemin diğer canlı bileşenlerine besin zinciri yoluyla besin sağlar.
-Üretici organizmalar, tüm canlıların besin ihtiyacını üretme yanında, atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesini de korurlar.
-Üretici canlılar besinlerini üretirken kullandıkları enerji kaynağına göre fotosentetik ototroflar ve kemosentetik ototroflar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
-Fotosentetik ototroflar: Işık enerjisi yardımıyla CO2 ve H2O gibi inorganiklerden organik madde sentezi yapan üreticilerdir. Bu olaya fotosentez denir.
-Yeşil bitkiler, siyanobakteriler, öglena gibi bazı protistler, bazı bakteriler fotosentetik canlılardır.
-Kemosentetik ototroflar: Bazı inorganik maddelerin oksidasyonu ile elde edilen kimyasal enerji yardımı ile CO2 ve H2O’dan organik madde sentezi yapan üreticilerdir. Bu olaya kemosentez denir.
-Işık almayan derin deniz dipleri, bataklıklar gibi ekosistemlerin üretici canlıları ise genellikle kemosentetik bakteriler ve arkelerdir.
b. Tüketiciler (heterotroflar):
-Kendi besinini üretemeyen, bulundukları ortamdan hazır alan canlılar tüketici (heterotrof) olarak bilinir.
-Heterotrof canlılar, tükettikleri besin çeşidine göre gruplandırılır.
-Temel olarak bitkiyle veya alglerle beslenen hayvanlara otçul (herbivor) denir. Koyun, inek, tavşan vb.
-Besin zincirinde diğer tüketicileri yiyerek beslenen canlılara karnivor (etçil) canlılar denir. Aslanlar, kartallar, kobralar vb.
-Hem üretici hem de tüketici canlıları yiyerek beslenen canlılara hepçil (omnivor) denir. İnsan, fare, karga, ayı, domuz vb.
Farklı beslenme tiplerinde enerji ve karbon kaynakları | |||
Beslenme tipi | Enerji kaynağı | Karbon kaynağı | Örnek canlılar |
Fotootorof | Işık | CO2 | Bitkiler, algler, öglena, bazı bakteriler |
Kemoototrof | Bazı inorganikler (H2S, NH3, Fe2+ gibi) | CO2 | Birkaç bakteri ve çoğu arkeler |
Fotoheterotroflar | Işık | Organik bileşik | Sadece belirli sucul ve tuzu seven prokaryotlar |
Kemoheterotroflar (Heterotroflar) | Organik bileşik | Organik bileşik | Hayvanlar, insanlar, mantarlar, protistaların çoğu ve birçok bakteri ve bazı arkeler bazı parazit bitkiler |
-Bazı canlılar, fotosentez yaparak organik madde sentezi gerçekleştirmenin yanı sıra dışarıdan organik madde alır. Bu canlı türleri hem üretici hem tüketici canlılar olarak adlandırılır. Örnek: Öglena
-Öglena, Kloroplast organeli bulundurur ve ışık varlığında kendi besinini kendisi sentezler. Bu yönüyle ototroftur. Işık yokluğunda ise dış ortamdan besinini hazır olarak alabilir. Bu yönüyle de heterotroftur.
Ayrıştırıcılar (saprofitler= çürükçüller):
-Hücre dışına salgıladıkları enzimlerle organik atıkları, ölü bitki ve hayvan kalıntılarını parçalayarak kendileri için gerekli olan besinleri sağlayan heterotrof organizmalardır.
-Mantarların çoğu ile bazı bakteriler en önemli ayrıştırıcılardır.
-Ayrıştırıcılar, beslenme düzeylerinden gelen organik maddeleri üreticiler tarafından kullanılabilen inorganik bileşiklere dönüştürür.
Saprofit canlıların ekolojik önemi;
-Doğayı temizler (gönüllü temizlik işçileri gibi)
-Toprağı inorganik madde bakımından zenginleştirirler.
-Canlılar için önemli olan karbon ve azot gibi atomların tükenmesine engel olurlar.
-Madde döngülerine yardımcı olur.
-Ekolojik dengenin korunmasını sağlar.
- Ekosistemin devamlılığını ve yaşamın sürdürülebilirliğini sağlar.
- Ayrıştırıcılar olmasaydı ekosistemde yaşam sona ererdi.
DİKKAT ! Bir ekosistemde ayrıştırıcı organizma sayısı azalırsa; -Çevre kirliliği artar. -Başta azot olmak üzere madde döngüleri yavaşlar. -Biriken organik madde miktarı artar. -İnorganik madde miktarı azalır. - Bir ekosistemden saprofit canlılar çıkarılırsa ekosistem varlığını devam ettiremez. |
Komünite:
-Aynı alan içerisinde birbiriyle ilişkili farklı popülasyonların oluşturduğu topluluğa komünite denir.
Bir komünite içerisinde başka komüniteler de bulunabilir. Örneğin bir ormanda bulunan bütün mikroorganizmalar, bitkiler ve hayvanlar bir komüniteyi oluşturur. Ayrıca bir hayvanın sindirim boşluğunda bulunan çeşitli mikroorganizmalar da komünite olarak kabul edilir. |
-Bir komünitenin bulunduğu ortamdaki çevresel koşullar komünitedeki türlerin çeşitliliğini ve dağılımını etkiler.
-Örneğin sıcaklık, nem, yağış, besin vb. faktörler tür çeşitliliğini dolayısıyla komünite tipini ve büyüklüğünü etkiler.
-Ekvator'dan kutuplara, ovalardan dağlara doğru değişik tip ve büyüklükte komünitelere rastlanır. Komüniteler, tür çeşitliliği bakımından farklılık gösterir.
-En az tür çeşitliliği kutup bölgelerindeki komünitelerde görülürken orta enlemlere doğru gidildikçe çeşitlilik artar ve tropikal bölgelerdeki komünitelerde tür çeşitliliği en yüksek düzeye ulaşır.
Karasal ekosistemlerde tür çeşitliği enlemlere bağlı olarak değişir. |
-Enlemler güneş ışığının yer yüzünde eşit dağılmamasına neden olur. Işık da hem ısının yer yüzündeki dağılımında hem de üreticilerin besin üretiminde etkilidir.
-Sucul ekosistemlerde tür çeşitliliği suyun derinliği ve kirliliği ile ilişkilidir. |
-Suyun derinliği artıkça yaşam alanı artacaktır. Bu da daha fazla canlının yaşamına imkan sağlayacaktır.
-Aynı miktardaki sığ sulara (derin olmayan sulara) göre derin sularda tür çeşitliliği de artacaktır. Çünkü sığ sular daha fazla ışık alır. Bu durum hem ışığa hem de oksijene bağlı yaşayan canlılara avantaj sağlar.
-Derin sularda ise yüzey bölümünde ışığa ve oksijene bağlı canlılar yaşarken daha derinlerde ışığa gereksinim duymayan canlılar yaşama şansı bulacak. Aynı zamanda derinlerde oksijen de az olacağından zorunlu anaerob canlılar da yaşama şansı bulacaktır.
-Su kirliliğinin artması sudaki canlılara ışığın ulaşmasını engelleyecektir. Bu da sudaki üreticilerin azalmasına ve diğer canlıların da olumsuz etkilenmesine neden olacaktır.
Derin sularda, yüzeyden dibe doğru gittikçe ışık, ısı, oksijen gibi yaşamsal faktörler azalacağından tür çeşitliliği de azalır. |
-Günümüzde çevre kirliliğinin artışı komüniteleri olumsuz yönde etkilemekte ve komünitelerin yapısında bozulmaya neden olmaktadır. Kirlilik derecesi arttıkça komünitelerdeki çeşitlilik azalır.
Komünitede Tür İçi ve Türler Arası Etkileşimler
-Rekabet (-/-):Canlıların besin, yaşama alanı, çiftleşme gibi faktörleri elde etmek için birbirleriyle yarışmasına rekabet denir. Her iki birey de zarar gördüğü için (-/-) şeklinde gösterilir.
-Aynı türe ait bireyler arasındaki rekabete tür içi rekabet denir. Örneğin bir tarladaki buğdaylar arasında topraktaki besin tuzları ve su bakımından rekabet görülebilir. Bu nedenle bitkiler yakın aralıklarla ekilmişse rekabet fazla, uzak aralıklarla ekilmişse rekabet daha azdır. Rekabetin fazla olduğu durumlarda bitkiler iyi gelişemez.
-Farklı türlerin bireyleri arasındaki rekabete ise türler arası rekabet denir. Örneğin buğday tarlasındaki buğdaylar ile ayrık otu arasındaki rekabet, türler arasındaki rekabete örnektir. Doğal yaşam alanlarında benekli sırtlanlar ve aslanların besin kaynaklarını korumak için mücadele etmesi türler arası rekabete örnek verilebilir.
- Canlıların büyük bir kısmı oksijeni ortak olarak kullanır. Ancak oksijen sınırlı bir kaynak olmadığından canlılar oksijen için genellikle rekabet etmez.
-Bir organizmanın veya aynı türden oluşmuş bireylerin doğal yaşama ortamı habitat olarak adlandırılır. Bir canlının beslenmek, korunmak, saklanmak, üremek ve diğer canlılarla ilişki içerisinde olmak için gösterdiği faaliyetlerin tümü o türün ekolojik nişi olarak adlandırılır. Ekolojik niş ile bir canlının ekolojik rolü ifade edilir. Bir canlının ne ile beslendiği, nerede yaşadığı veya hangi canlılar ile etkileşim içinde olduğu sorularının cevabı o canlının ekolojik rolünü oluşturur.
-Rekabet, canlıların ekolojik rollerinin çakışmasıyla oluşur. Rekabet sonucu zayıf olan tür ya farklı kaynağı kullanmak üzere değişime uğrar ya da ortadan kalkar.
-Tür içi ve türler arası rekabet, bitki ve hayvan popülasyonlarının büyümesini sınırlar ve popülasyonları dengede tutar.
-Rekabetin en önemli etkeni türlerin gelişme ve olgunlaşma dönemleridir. Gelişme ve olgunlaşma dönemi arasındaki fark azaldıkça rekabet artar. -Aynı komünite içerisinde yaşayan türlerin gelişme ve olgunlaşma dönemleri ne kadar farklıysa türler arasındaki rekabet o ölçüde azalır. |
Rekabette elenme prensibi -1934 yılında Rus ekolog G.F. Gause (G.F.Gaus), Paramecium aurelia ve Paramecium caudatum adı verilen iki protista türü ile yaptığı laboratuvar deneylerinde türler arası rekabetin etkilerini araştırmıştır. Buna göre; 1. Gause, her gün sabit miktarda besin eklediği farklı kültür ortamlarında bu iki protista türünü yetiştirmiş; her iki protista türünün de hızla arttığını, ancak kültürün taşıma kapasitesine ulaştıktan sonra birey sayısının aynı düzeyde kalmaya devam ettiğini görmüştür. |
|
2. Daha sonra bu türleri aynı kültür ortamında yetiştirdiğinde Paramecium aurelia besin bulmada daha başarılı olmuş daha hızlı üremiş, Paramecium caudatum türleri ise besin bulmada P. aurelia kadar başarılı olamadığı için yok olmaya başlamıştır. |
|
SONUÇ: Gause, iki türün çok benzer olup, aynı sınırlı kaynaklar için rekabet ettiği ve aynı alanda birlikte bulunamayacağı sonucuna vardı. | |
-Av-Avcı İlişkisi (+/-): Bir canlının başka bir canlıyı beslenme amacıyla yakalamasına avlanma, yenilen canlıya av, yiyen canlıya avcı denir. Av ile avcı arasındaki ilişki tipik bir "+, −" ilişkisidir. Avcı yarar (+) görürken av zarar (-) görür.
-Bir canlı hem av hem de avcı olabilir. Yılan fareyi yediği için avcı, şahin tarafından yenildiği için de av durumundadır.
-Genel olarak av olan canlı sayısı, avcı sayısından fazladır. |
-Av ve avcı tür arasında bir denge bulunur.
Örneğin vaşak beslenmek için tavşanı avlar. Avlanma sonucunda vaşak popülasyonu artarken tavşan popülasyonu azalır. Belirli bir süre sonra tavşan popülasyonunun azalması nedeniyle vaşaklar besin bulamaz. Besin bulamayan vaşak popülasyonunda ölüm, göç ve rekabet görülür. Bu da vaşakların sayısının azalmasına, tavşan popülasyonunun artmasına neden olur. Av artarken, avcı azalır. Buna av-avcı ilişkisi denir.

Grafik: Av avcı ilişkisi
KOMÜNİTELERDE SİMBİYOTİK İLİŞKİLER
-Aynı komünitede bulunan iki veya daha fazla türün bir arada yaşamasına simbiyotik yaşam (ortak yaşam) adı verilir. Mutualizm, kommensalizm, amensalizm, parazitizm gibi farklı şekillerde gerçekleşir.
Bir komünitede iki türe ait bireyler arası etkileşim durumu; +/– /0 ile sembolize edilir. (+); olumlu, (–); olumsuz, (0) ise bireyin bu ilişkiden etkilenmediğini gösterir. |
A. Mutualizm (+/+): İki ya da daha fazla türün karşılıklı yarar sağladıkları bir yaşam şeklidir. Bu birliktelikten her iki canlı da yarar görür. Ayrıldıklarında ise her ikisi de zarar görebilir.
-Mutualizm ikiye ayrılarak incelenebilir: -Zorunlu mutualizm: Birlikte yaşayan canlılar birbirlerinden ayrıldığında ikisi de zarar görür. |
|
-Zorunlu mutualizm örnekleri:
1. Liken birliğini bir mantar türü ile bir alg türü oluşturur. Alg, fotosentez ile ürettiği besin ve O2ʼyi mantara verirken, mantar da bu birliğe su sağlama, bir yere tutunma ve koruma görevi yapar.
|
|
2. Baklagillerin köklerindeki nodüllerde yaşayan Rhizobium cinsi bakteri, havanın azotunu bağlayarak bitkiye geçmesini sağlar. Bakteri de baklagil sayesinde korunur ve beslenir.
3. Geviş getiren otçul hayvanların işkembelerinde yaşayan selüloz sindirici bakteriler besin ve barınağa sahip olurken, otçul hayvan da selülozdan yararlanmış olur.
4. Termitler (beyaz karınca), yediği odundaki selülozu bağırsaklarında yaşayan kamçılı tek hücreli canlı yardımı ile sindirirler. Buna karşılık, kamçılı tek hücreli canlıya besin ve barınak sağlarlar.
5. Tohumlu bitkiler ve onların polenlerini taşıyan tozlaştırıcı böcekler birbirlerine karşılıklı yarar sağlarlar. Böcek bitkinin polenlerinin yayılmasını sağlarken kendisi de bitkiden beslenir.
6. İnsan bağırsağındaki bazı bakteriler, kendileri için uygun yaşama ortamı bulurken, insan için B ve K vitamini sentezlerler.
-Gevşek mutualizm (isteğe bağlı mutualizm): Canlıla birbirlerinden ayrıldığında zarar görmezler.
-Gevşek mutualizm örnekleri:
1. Kürdan kuşu timsahın ağzına konar ve timsahın dişleri arasında kalan besin parçalarını yer. Kürdan kuşu timsahtan besin temin ederken; timsah da dişlerini temizletmiş olur.
2. Filler ile fillerin üzerinde yaşayan parazitleri yiyen kuş türlerinin arasındaki ilişki.
B. Kommensalizm (+/0) Birlikte yaşayan iki türden biri bu birliktelikten yararlanırken (konuk) diğer tür (konak) etkilenmez. -Kommensalizmin klasik örneği, pilot balıkları ile köpek balıkları arasındaki ilişkidir. Pilot balıkları köpekbalıklarıyla birlikte hareket ederek onların avladıkları avlardan arta kalanları tüketir. Bu birliktelikten pilot balıkları fayda görürken köpekbalıkları ne yarar ne de zarar görür. -Pilot balıkları: +, köpek balıkları: 0
|
|
Kommensalizme bir başka örnek: İstiridyenin sırt boşluğu içinde çok küçük bir yengeç türü yaşar. Yengeçler konağın yemediği ya da ondan arta kalan yiyeceklerle beslenir ve istiridye sayesinde dış etkenlerden korunur. Yengeç bu birliktelikten yarar sağlarken istiridye zarar ya da yarar görmez. (Yengeç: +, İstiridye: 0)
C. Amensalizm (0;-)
Birlikte yaşayan türlerden biri, bu birliktelikten zarar görürken diğerinin etkilenmediği simbiyotik yaşam şeklidir. Örneğin; ceviz ağacının yaprak ve meyvelerinden salgılanan juglon adı verilen bir madde, yağmurla toprağa iner ve ceviz ağacının altında başka bitkilerin yaşamasına izin vermez. Ceviz ağacı bu durumdan etkilenmezken(0) diğer bitkiler zarar görmüş (-) olur. |
|
-Mandalar otlamak için gezindikleri sırada attıkları adımlarla bitki ve böcekleri ezebilir. Mandalar bu durumdan etkilenmezken(0) bitki ve böcekler zarar (-) görür.
-D. Parazitizim (+/-)
-Birlikte yaşayan canlılardan biri yarar sağlarken, diğerinin zarar gördüğü birlikteliktir. -Bu birliktelikte zarar gören canlıya “konak”, zarar veren canlıya da“parazit” denir. |
|
Parazitler; bir hücreli, bitkisel ve hayvansal parazitler olmak üzere üç grupta incelenir:
-Bir hücreli parazitler: Bazı bakteriler, amipler ve kamçılılar ile sıtma mikrobu bir hücreli parazitlerdendir.
-Bitkisel parazitler: Yarı parazit ve tam parazit olmak üzere iki çeşidi vardır.
a. Yarı parazit bitkiler: Bu bitkinin kökleri gelişmediğinden, toprakta tek başına yaşayamaz. Örnek: Ökse otu
-Ökse otunun emeçleri (sömürge kök) gelişmiştir. Başka bitkiler üzerinde yaşar ve üzerinde yaşadığı bitkinin odun borularından su ve mineral alır. Organik besin almaz. Klorofili bulunur. Fotosentez yaparak kendi besinini kendisi üretir.
b. Tam parazit bitkiler: Bu bitkilerde klorofil yoktur. Kök sistemleri de yoktur. Üzerinde yaşadıkları bitkinin hem odun borularından su ve mineral; hem de soymuk borularından organik besin alırlar. Canavar otu, cin saçı ve küsküt otu örnek olarak verilebilir.
Tam parazit bitki | |
Kök sistemi yok | Kök sistemi yok. |
-Kloroplast var. | -Kloroplast yok. |
-Fotosentez yapar. | -Fotosentez yapamaz. |
-Konaktan su ve mineral alırlar. | -Konaktan organik besin, su ve mineral alırlar. |
-Emeçlerini konağın odun borularına uzatırlar. | -Emeçlerini, konağın odun ve soymuk borularına uzatırlar. |
-Yarı parazit ve tam parazit bitkilerde; kök sisteminin olmaması, emeçlerin gelişmiş olması ve konak canlının ksileminden inorganik maddeleri alma ortaktır. | |
-Hayvansal parazitler: İç parazitler ve dış parazitler olmak üzere ikiye ayrılır:
-a. İç parazitler: Diğer hayvanların vücutlarının iç kısmında yaşar. Tenyalar, karaciğer kelebekleri, bağırsak solucanı ve kıl kurdu örnek olarak verilebilir.
b. Dış parazitler: Diğer hayvanların vücutlarının dış kısmında yaşar. Bit, kene, uyuz ve sülük örnek olarak verilebilir.
İç parazit | Dış parazit |
-Sindirim sistemi yoktur. Konağın sindirilmiş besinlerini kullanır. | -Sindirim sistemi gelişmiştir. |
-Konağın iç kısmında yaşar. | -Konağın dış kısmında yaşar. |
-Hareket, duyu ve sinir sistemi basit, üreme sistemi gelişmiştir. | -Duyu ve hareket organları iyi gelişmiştir. |
Bir komünitede türler arası etkileşim tipleri
Etkileşen canlılar birlikte iken | Etkileşen canlılar ayrıldığında | ||||
Etkileşim tipi | 1. Tür | 2. Tür | Etkileşim tipi | 1. Tür | 2. Tür |
Rekabet | - | - | Rekabet | + | + |
Mutualizm | + | + | Mutualizm | - | - |
Kommensalizm | + | 0 | Kommensalizm | - | 0 |
Parazitlik | + | - | Parazitlik | - | + |
Amensalizm | 0 | - | Amensalizm | 0 | + |
Av-Avcı | + | - | Av-Avcı | - | + |
+: Fayda görme, –: Zarar görme 0: Etkilenmeme
Komünitelerde Süksesyon
-Belirli bir bölgede uzun bir zaman içinde türlerin aşamalı olarak birbirlerinin yerini almalarına süksesyon (ardıllık=sıralı değişim) denir.
-Aşırı otlatma, kesim, yangın, volkanik patlamalar veya toprak kayması gibi nedenlerle bozulmuş ortamlarda yeni komünitelerin gelişmesidir. Böyle bir süreçte, ilk olarak yeni koşullara uyum gösterebilen ve çevreyi değiştiren öncü türler ortaya çıkar. Zamanla bu türlerin yerini daha karmaşık yapılar ve türler alır.
-Çıplak kayalar, buzulların olduğu sahalar, taş ocakları, kum tepeleri, yeni lav akıntıları, suyu eksilmiş gollerin taban kısımları, yeni oluşmuş adalar gibi ortamlara ilk önce kayalık ve taşlık yerlere uyum sağlamış likenler yerleşerek toprak oluşumunu başlatır. Bir süre sonra yosunlar da ortaya çıkarak toprağın nemli kalmasına yardımcı olur. Ardından heterotrof organizmalar bu alana yerleşir. Uzun yıllar sonra otsu bitkiler gelişir ve bu süreçle birlikte çevredeki hayvan türlerinin sayısı da artar. Zamanla çalılar, bodur ağaçlar ve büyük ağaçlar sırasıyla bölgeye yerleşir. Bu evrelerde ağaçlar, çok sayıda bitki ve hayvan türleriyle bir komünite oluşturur.
-Yıkıcı faktörler komüniteyi yok edecek şekilde etkili olmazsa zaman içinde ortam koşullarına büyük ölçüde uyum sağlamış ve en yüksek düzeyde gelişme göstermiş, dengelenmiş bir komünite oluşur. Böyle komünitelere klimaks komünite adı verilir. Klimaks komünitelerde önemli türlerin popülasyonlarında, ölüm ve doğum oranları dengelidir. Klimaks komünite dengeli ve kararlı bir yapıya sahiptir.
-Süksesyon, daha önce hiçbir canlının bulunmadığı bir ortamda toprak olüsumu ile birlikte başlayabileceği gibi yangın ve benzeri nedenlerle tahrip olmuş bir ortamda da başlayabilir.

Görsel: Topraksız alanlarda oluşan süksesyon

Görsel: Yangın sonrası oluşan süksesyon
Popülasyon Dinamikleri
Popülasyon: Aynı türe ait, belirli bir alanda yaşayan bireyler topluluğuna popülasyon denir.
-Popülasyon örnekleri: Karadeniz'deki hamsiler, Bozdağ'daki karaçamlar, Beyşehir Gölü'ndeki aynalı sazanlar gibi.
-Popülasyonun yoğunluğu, büyüklüğü, dağılımı ve yaş dağılımı popülasyon dinamiğini meydana getirir.
-Popülasyon dinamiği, popülasyondaki zamana bağlı sayısal değişimleri ve bunların nedenlerini inceler.
1. Popülasyon Yoğunluğu
-Birim alan ya da hacimdeki birey sayısına popülasyonun yoğunluğu denir. Örneğin 1 m2 alandaki salyangoz sayısı, 1 k m2 alandaki meşe sayısı popülasyon yoğunluğunu verir.
-Doğum ve ölüm oranı, içe ve dışa göçler popülasyon yoğunluğunu etkileyen faktörlerdir.
Doğum ve içe göçler popülasyon yoğunluğunu arttırır. Ölüm ve dışa göçler popülasyon yoğunluğunu azaltır. |
-Popülasyona birim zamanda üreme sonucu katılan birey sayısına doğum oranı; popülasyondan birim zamanda ölüm sonucu ayrılan birey sayısına ise ölüm oranı denir.
-Doğum ve ölüm oranı ölçüldüğünde elde edilen veriler, popülasyonun büyüklüğünün zaman içinde nasıl değişeceğini tahmin etmemizi sağlar.
2. Popülasyonun Büyüklüğü
-Belirli bir zaman diliminde, popülasyonu oluşturan birey sayısı popülasyonun büyüklüğünü belirler.
Popülasyonun büyüklüğündeki değişme,
– doğum oran,
– göç,
– ölüm oranı etkenlerinin kontrolü altındadır.
-Popülasyona dışarıdan katılan bireyler içe göçü, popülasyondan ayrılan bireyler dışa göçü oluşturur.

-A=B ise popülasyonun dengede olduğu kabul edilir.
-A>B ise doğum ve içe göçler, ölüm ve dışa göçlerden daha fazladır. Bu durumda popülasyon büyür.
-B>A ise doğum ve içe göçler, ölüm ve dışa göçlerden daha azdır. Bu durumda da popülasyon
-Popülasyonun Taşıma Kapasitesi (taşıma gücü)
-Birim alanda bulunabilecek maksimum birey sayısıdır.
-Bir popülasyondaki toplam birey sayısı, taşıma kapasitesine yaklaştıkça çevre direnci artar.
KAYNAK
https://www.biyolojiportali.com/konu-anlatimi/28/1/Ekosistemin-Bilesenleri
Popülasyonun yaşadığı çevrede sürekli büyümesine engel olan her türlü biyotik ve abiyotik faktörlere çevre direnci denir. Çevre direncini; iklim koşulları, hastalık, nem, açlık, rekabet, ışık, parazitler, yaşama alanı, avcı gibi ekolojik faktörler oluşturur. |








Yorumlar
Yorum Gönder